Aşkar'ın 37. Sayısı Üzerine

Yunus Emre Altuntaş'ın, Aşkar Dergisinin 37. sayısı üzerine kaleme aldığı yazısı haberimizin detayında...

Aşkar'ın 37. Sayısı Üzerine
Aşkar'ın 37. Sayısı Üzerine Edebiyat Haberleri Editör
Bu içerik 1194 kez okundu.

Aşkar 37. Sayı Üzerine 

Aşkar 37. Sayıda yine şiir sağanağı ile karşı karşıyayız. Bu sayıda toplam 26 şair şiiriyle yer almış. Dergi Aziz Mahmut Öncel’in “Hatalıysam Ara” şiiriyle başlıyor. Öncel şiirlerinde yerelin mistik ögelerini modern dille harmanlamayı tercih eden bir şairimiz. Darende gibi bir erenler diyarında yaşıyor olmanın şaire bağışladığı güzel bir bakış açısı bu. Şiirlerinde sıklıkla bu değerlerimize göndermelerde bulunuyor oluşu şiirine bambaşka bir çehre kazandırıyor. Şiirinden kısa bir alıntı paylaşalım; 


Dedim ya cancağızım ben çok gidiyorum, ileri gidiyorum diyorum Allah’ım affet
Bu köpüren deniz bu heybeme dolan yüzde 99
Bu ruhul beyan bu sonsuzluğa açılan divan…

Aziz Mahmut Öncel/Hatalıysam Ara


Zeynep Arkan’ın şiirinin adı “Plastik Sanatlar”… İnsanın varoluşuna dair derin bir sorgulamaya girişmiş bu şiirinde Arkan. Hayatın sahteliğini masa üzerinde duran albenili bir plastik meyve üzerinden şiire bağlamış. Yalanın, kendi gibi olmamanın, sıkıntı çekmeden hayatı sahiplenmenin ahlaki durumunu sorgular gibidir satırlarında. İşte kısa bir örnek;


Çünkü ona bahşedilen ışıltı, gölgeleri öldürmüş
O tertemiz zarif elleri soğuk sulardan geçmemiş
Hiç sızlamamış o uzun parmakların kemiği 

Zeynep Arkan/Plastik Sanatlar


İdris Ekinci bu sayıda ezberleri bozmuş diyebiliriz. Bu defa bir sevda şiiri ile karşımızda Ekinci. Hem de insanın yüreğine mıh gibi saplanan dizeleriyle;


Yürüyelim, hangi mevsimden örüldüyse kelimelerimiz söyleyelim,bulutlara sağlam basarak
Yavaş yavaş küçülen ama bir noktada durmadan bekleyen,dünyayı bir nokta olarak kaydeden

İdris Ekinci/Yürüyelim


İrfan Dağ bu sayıda da hesaplaşmalarına devam etmiş. Şairin içsel yolculuğunun şiirinde yer etmesine örnek verecek olsak şimdilerde en iyi örnek İrfan Dağ’dır desek yanlış yapmış olmayız. İrfan Dağ’ın şiirlerini okuyunca Üstad İsmet Özel’in şu satırları geliyor aklıma nedense;


Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
-Yaşama!
-Ya bileydim?
Yazar: Mıydım
Hiç: Şiir.


Yağız Gönüler bu sayıda da derli toplu bir şiiriyle yer almış;”Bir Zamanlar Bu Ülkede”. Yağız şiirin damarını tutturmuş şairlerimizden biri. Kolay yazıyor, sık yazıyor, iyi de yazıyor. İçinde bulunduğu yeni ortamlar, yoğun okumaları, yaşadığı yeni duyguların etkisiyle olsa gerek Yağız bir şiir değirmenine dönüşmüş durumda. Yağız’ın şiirlerinde gözü tırmalayan belki de tek unsur güncel terimlerin şiirlerinde sıklıkla yer alıyor oluşu. Şair şiirini sadece bu zamana değil aslında tüm zamanlara dönük yazmalıdır diye düşünürüm her zaman. Bu sebeple şiirde sadece bugünü bağlayan yarına hiçbir geçerliği kalmayacak terimlerden, kavramlardan uzak durulması şiirini de geleceğe daha kolay taşır diye düşünüyorum. Plaza, WC, gökdelen vs. gibi kavramları şiire yakıştıramayışım bir sebebi de bu olsa gerek. 


Nasreddin Hoca Santa Claus’u döver oğlum
Çam ağaçları ormanda güzeldir, hediyeleşmek her zaman sünnettir
Kafan karışmasın yılbaşı yaklaşınca
Her yıl yeni bir kefen oğlum, aklından çıkarma
Büyüdükçe dünyadan tiksineceksin
Sakın şaşırma

Yağız Gönüler/ Bir Zamanlar Bu Ülkede


Aşkar 37. Sayının sıkı şiirlerinden biri Esma Koç’a ait;”Hanin”.  Esma Koç’un önceki sayılarda da şiirlerini görmüştük. Genelde imgeyi dengeli kullanan, lirik damarı olan epik bir şiir Esma’nın şiiri. 


Pazarlara indim içimdeki köleleri azad etmeye
Pazarlardan çıktım içimdeki yüz bin köleyle

Kadınlar ki kılıçları kalbinde ölür

Esma Koç/ Hanin


Bu sayının diğer bir dikkat çeken şiiri Burak Coşkun’a ait. Şair “Benden Artık Bu Anlamı Çıkar” isimli şiirinde konuşma tekniğini imge ile birleştirerek farklı bir şiir kıvamına ulaşmış. Şiir kendisini okutuyor ve geride hoş bir ses kalıyor. Şiirin bütünlüğü de buradan geliyor. Ses benzeşmesi ve ani dönüşler, anlamca farklı olsa da ses olarak yakın duruşlar şiire bambaşka bir çehre kazandırıyor. Şu mısra özellikle etkileyici;

Alışmak bir inkâr çeşididir kendini bir çeşit kendini zehirlemesi
İşte ben, patlayacağını karanfilden öğrenip ağlayan bir bomba
Sarıl lütfen bana, sarıl sık lan ıslak işte bu park
*kurudum annem bak, unutma beni askıda

Burak Coşkun/ Benden Artık Bu Anlamı Çıkar


Ziya Gündoğan’ın dergide göze çarpan şiirinin başlığı “Mürekkebatla Sebat”. Böylesi şair arkadaşları gördükçe mutlu oluyorum. Hem hiç tanımadığım isimler olması hem de sıkı şiirler yazıyor olmaları beni oldukça umutlandırıyor. Ziya Gündoğan bu şiiriyle kendisini ele veren bir şair. Belli bir müktesebata ulaşmış, edebiyatı-tarihi-siyaseti-sosyolojiyi harmanlamış ve şiirine damıtmış bir portre çiziyor bize. Bu iyi bir şey… Şu mısralar O’na ait;

Ancak ben anlamıyorum yine de kendimi
Anlamıyorum vatan yazdığımda kan boşaltan kalemimi

Kocalıyorum baktıkça dünyaya 

Ziya Gündoğan/ Mürekkebatla Sebat


Aşkar’da sıkı şiirin şairi Sırrı Can Kara. Tam da şair ismi Sırrı’nın ki… Şiiri de öyle elbette. “Diri, Hınçlı” isimli şiirinde hakikaten diri bir şiirle karşılaşıyoruz. Uzun denebilecek bir şiir olmasına rağmen bütünlüğünü ve enerjisini koruyan bir metin bu. Bu şiiri için Sırrı kardeşime teşekkür ediyorum. Son yıllarda okuduğum en içten ve etkileyici şiirlerden birini hediye etmiş bizlere. İşte şu mısralar Sırrı Can Kara’nın şiirinden;


Yüzümü bir su için kuru tutuyorsam ben
Düşünebilecek miydim ki mevsimi gelmiş diye

Peru’yu kamçıladın daha hangi kaldı
Hangisi kaldı girmediğimiz, hangi şehir ayakta

Yaşamak deyince ondan iyisi yok
Seni o şıklıklardan kurtarmak gerek 
Seni koparmak gerek kibar sözlerden
Ey toprağı bize yettiren
Bizi dünyanın bir yerinde tanrılı kılan
Ve senin sesini kazırken inim inim
Dünya benim ayıklığımı istemiyor

Sırrı Can Kara / Diri, Hınçlı


Hüseyin Karacalar bu sayıda yine bamtelimize dokunmuş. Karacalar’ın şiirleri hep insani bir duruş taşıyor zaten. İçten, öylesine ve doğal bir gelişimi var şiirlerinin. Samimi bir dil olunca da insan okurken gevşeyiveriyor,söyleyişi sahipleniyor. İşte kısa bir örnek;


Sonra olan oldu işte
Evrenin düzeni diyorlar ya kalbe iyi gelmiyor
Vallahi iyi gelmiyor
Ne anlıyorlar koltuklarına çökerek tartışmaktan
Belgeselden çıkmış gibiler
Yarı vahşi konuşuyorlar dillerinde ölü toprağı

Hüseyin Karacalar/Beklenen Açıklama


Aşkar 37. Sayıda Mustafa Çiftçi’nin kısa ama oldukça keyifli bir öyküsü var; Şişman Tavşan. Mustafa Çiftçi öykülerini seviyorum. Bizden olduğu için, yalın olduğu için, farklı cephelerden insanımızı anlattığı için, olduğu gibi göründüğü için. Ayşegül Genç, Tuncay Topal, Fatih Yıldız, Metin Çalı, Merve Uygun, Bülent Ayyıldız bu sayının diğer öykü yazarları.

Öykümüzün önemli isimlerinden Akif Hasan Kaya ile yapılan söyleşi ve hakkında yazılan yazılar ile bu sayının dosya konuğu olarak yer almış.


Aşkar Dergisi

Aşkar 37. Sayıdan Seçme Mısralar


Sarma tütünleri ve bozkırları seviyorduk
Eksilmiştik, bazılarımız beyaz gömlekli
       Özgür Ballı/Eksilen


Şimdi sırf ben dedim diye Cumhuriyet kimse bulunsun kurulsun
Yerine Moğolistan bulunsun kırılsın, selamsız sabahsız günler bitsin
       İrfan Dağ/Moğolistan Diye Bir Yer


O ak pak yüz, kar gibi yürek hurda olsun mümkün mü?
O tüyleri ıslak kadifeler gibi parıldayan at tökezlesin
       Dursun Göksu/Bu Vakit


Kesikler üşüyor ve ulaşılamıyor gölgelerine
Yazılmış ve yazılacak bütün kitaplarda rastlaşmak uğruna üşüyor
       Şafak Tarhan/Son Yüzyılın En Soğuk Düşü


Elektriğin suyun kıyısında uzun
Hep daha uzun teslimiyetin
Genzine kaçmış bir toz yanığı
       Cihad Özsöz/Son Nefes İlk Ölüm


Uyudum, uzak bir şehre sürdüler beni
Beni aklımdan geçmeyenlerle tehdit ettiler
       Eyüp Aktuğ/Yürüyorum Aramızda Herkes


Söyle bir türkü daha kaç yerinden yakılabilir
Daha kaç banda sarıp çevireceksin beni?
       Ali Yılmaz/Sana Şiir…


Sakalımı ne yana tarasam hedefi tam isabetle vuruyor
Matruşka adamlarınsa postu beş para etmiyor
Vefat haberleri yatıyor kinimin salladığı beşikte
       Yasin Fişne/Taş Kalem Yumruk


Onlar ki en iyi dostudur bir semaverin
Bu küçücük cılız odun parçaları
Koşarlar ardı ardınca
Girerler semaverin kalbine
       Hikmet Çamcı/Kim İçti…


Sen öylesin ki çocuklar dönmezken kundağa
Yıkmışsın nazar değmişlerin delilini
       Merve Parlak/Ajuste; Belki de Sarmaşık


Gel bekletme çıkınımdaki bir avuç yoksulluğu
İstersen kanat içimdeki bu yarayı;ama gel
       Şerif H.Tektaş/Sarahaten


Sabahın diri yüzünden ellerimi çekip aldım
Adalet aldım Hattab’ın oğlundan, yaşamak için şart
Öyle sıkıntılı bir durum da yok aslında
“Her şey naylondandı o kadar” deyip geçmek de var
       Mustafa Uçurum/Sonsuz Teselli


İnsan ölmeye ayaklarından başlar
Şükürden kesilince dudaklarımız
Sütsüz ve uykusuz kalır kainat
       Samet Polat/Kuşanmak


Bu şehirde bir kez olsun deniz yüzü görmemiş 
Çocukların şiirini yazıyorum ben
Yoksul babalarının
Deniz görmüş gözlerine dalıp giden çocukların
       Eray Sarıçam/Muhtasar


Vekil olarak şahit olarak
Bir kişi yaşadım ve bitti tarihler bellidir
       Muhammed Sarı/Bir Çatıyı Çatarken…


Hazırlayan: Yunus Emre Altuntaş

Aşkar Aşkar Dergisi Aşkar 37 37. Sayı Sayı 37 Yunus Emre Altuntaş Edebiyat Dergisi
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı