Zübüklüğün Sonu Nereye Çıkar?

Cevat Akkanat yazdı.

Zübüklüğün Sonu Nereye Çıkar?
Zübüklüğün Sonu Nereye Çıkar? Edebiyat Haberleri Editör
Bu içerik 371 kez okundu.

Cevat Akkanat: Zübüklüğü Sonu Nereye Çıkar?


Aziz Nesin'in "90 Yaşı" hatırası olarak yayımlanan bir kitap Zübüklüğün Sonu Yok. Nesin Yayınevi tarafından, "Seçilmiş Öyküler" alt başlığında 2006 yılında basılmış olan kitabın derleyeni olarak künyede Atay Eriş ismi kayıtlı.

Aziz Nesin'in Zübük romanına ithafen "yapılan" bu derlemenin başına bu romandan alınan bir epigraf da yerleştirilmiş. 

Bir yaz öğlesinde çerezlik bir metin niyetine okuduğum Zübüklüğün Sonu Yok’ta 17 metin (öykü?) yer alıyor.

Kitaptan dikkatinize sunacağım "Çok İlerledik" başlıklı yazı (öykü?) Aziz Nesin’in ilk kez 1997'de yayımlanan Gözünüz Aydın Efendim adlı kitabında yer almış. 

"Çok İlerledik" metni bir kaç farklı okuma imkânı sunuyor bize: 

Mesela, bu metin Türkiye'nin dünüyle bugünü arasında yapılabilecek bir mukayese için nitelikli bir materyal sunuyor. En başta vesayetçi kemalist rejim ile bugünkü Yeni Türkiye'yi bu metin üzerinden okuyabiliriz.

Metin bir siyasetçi anlatıcının ağzından yapılmış bir söylev formunda tasarlandığı için, pekâlâ şunlara dair çıkarımlarda da bulunabiliriz: Türkiye'nin bir dönem siyaset ortamının genel havasına ve bu havayı dizayn eden siyasetçilerin seviyesine, yani seviyesizliğine...

Kuşkusuz sadece bu değil metnin bize sağladığı imkân: "İlerici" (?) bir yazar olarak Aziz Nesin'in ve onun temsil ettiği zihniyetin geleceğe dair ufuksuzluğunu da okuma fırsatı sağlıyor...

En nihayet, halka biçilen sığ ve seviyesiz rol, insanımıza reva görülen alçaltıcı anlayışsızlık konumu açık bir şekilde görebilir...

Şimdi bunları izah edebilmek için, metnin bir bölümünü okuyalım:

"Vatandaşlar! Aziz vatandaşlar! Muhterem vatandaşlar! Bugün çok ilerlemiş bulunuyoruz. Bazıları bunu inkâr etmeye çalışıyor. Hiç güneş balçıkla sıvanır mı? Sıvanmaz. Mademki güneş balçıkla sıvanmaz, öyleyse güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlara, yani geri kaldığımızı söyleyenlere inanmayınız./ Ben size bugün ne kadar, nerelere kadar ilerlediğimizi anlatacağım, o zaman sizler de geri kaldığımızı söyleyenlere güleceksiniz./ Mesela bakın, bugün İstanbul'dan buraya kadar dizel motorlu gemilerle 3 gün 3 saatte gelinebiliyor. Siz belki hatırlarsınız, belki hatırlamazsınız, bu dizel motorlu gemilerden önce buharlı gemiler vardı. Onlardan önce de yelkenli gemiler vardı. Yelkenli gemilerle, şimdi 3 gün, 3 saatte aldığımız bu yolu, o zaman 3 ayda zor alıyorlardı. (Orijinal cümle böyle. C.A) / Vatandaşlar! Aziz vatandaşlar! muhterem vatandaşlar!.. Bu az ilerleme midir? 3 Aylık yolu, 3 güne indirdik. / Ya yelkenli gemilerden önce? O zaman, tarihlerin yazdığına göre, bu yol karadan üç senede zor alınırdı. Bir üç seneyi, bir de üç günü gözünüzün önüne getirin./ Gelelim yollara... Pek muhterem vatandaşlar! İşte gözünüzün önünde... Şu meydandaki asfalta bakın. Eskiden asfalt var mıydı? İçinizde ellisini geçkin olanlar hatırlarlar ki, eskiden asfalt masfalt yoktu. Daha eskiden kaldırım da yoktu. Çok daha eskiden toprak yol bile yokmuş. Ondan da önce, insanlar yol diye bişey bilmiyorlarmış. Bir de ilerlemedik diyorlar. Daha nasıl ilerleyelim? Ya yol yapmasaydık, ne olacaktı? Dağdan, bayırdan dolaşmak zorunda kalacaktınız." (s. 100-101)

Şimdi gelelim kendinden menkul tuhaf ve sözde bir ironiyi de bağrında taşıyan metni yorumlamaya: Birinci olarak, Aziz Nesin'in çerçevesini çizdiği ülkenin eski Türkiye'nin vasatları ile bugünkü Yeni Türkiye'nin vasatlarının (metnin yazıldığı tarihi dikkate alarak belirtecek olursak), aradan geçen 20 yıla yakın bir kısa süreye rağmen, örtüşmediğidir. Bugünün Türkiye'si bağlamında bu metnin on yıllar öncesine değil, sanki yüz yıllar öncesine ait olduğu zannedilebilir. Özellikle yeni kuşak edebî metin okurları için... Öyle ya, son yıllarda yapılan bölünmüş otoyollar, yüce dağlara açılmış tüneller, denizlerin içine kurulmuş demir raylar, denizleri üstten aşan asma köprüler, hemen her şehre kurulmuş hava limanları göz önüne getirildiğinde, "Çok İlerledik" metni paçavraya döner!

Memlekette yaşanan zihniyet dönüşümü ister istemez metnin sunumunu yaptığı siyasetçi tipini de alaşağı etmiştir. Zira bugünün Türkiye'sinde, Aziz Nesin'in karikatürize etmeye çalıştığı siyasetçi tipinin "s"sine rastlayamazsınız. Zira olumlu yönde değişen şartlar siyasetçiyi de dizayn etmiş, sonuçta eski Türkiye'nin küstah siyasetçi tipi kendisine yaşama alanı bulamamıştır.

Metni, yazar (veya sözünü emanet ettiği anlatıcı) açısından da kısa bir yoruma tabi tutabiliriz: Bu noktada söyleyeceğimiz husus, her ne kadar çıplak bir realiteyi edebiyatsız bir üslupla okurlarına dikte eden Aziz Nesin'in kendisinden sonra toplumca gelinebilecek nitelikli süreçleri göremeyecek denli ufuksuz olabilmesidir. Metindeki kimi geçmişe dönük atıfları da dikkate alacak olursak, çok çok eskilere giderek işi ajitasyona döken yazar, amacını negatif mübalağa ile gerçekleştirmiş, fakat gelecekle ilgili vukufiyetsizliğini de gizleyememiştir.

Son olarak, sadece metnin kurgusu gereği değil, daha beride sefil bir mizah ortamı oluşturabilmek için, dinleyici konumundaki halk ahmak pozisyonunda düşünülmüştür. Her ne amaçla yapılırsa yapılsın, halka biçilen bu kefen, halkı küçültmeye yetmeyecektir. Zira Türkiye halkı geçmişte gerek siyasetçi gerekse yazar tarafından kendisine biçilen bu kefene bugün elbette razı değildir...

Cevat Akkanat
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı