85 Yaşında Bastona Veda Eden Yazar: Osman Akkuşak

Edebiyatçı yazar kültür adamı, Necip Fazıl, Nihal Atsız, Tagrık Bugra gibi yüzlerce edip ve şairimizin yakın dostu Osman Akkuşak ile ilgili Bekir Tuncer Salihoğlu'nun kaleme aldığı bu yazıyı okumalısınız. (Edebiyat Haberleri)

85 Yaşında Bastona Veda Eden Yazar: Osman Akkuşak
85 Yaşında Bastona Veda Eden Yazar: Osman Akkuşak Edebiyat Haberleri Editör
Bu içerik 367 kez okundu.

Bekit Tuncer Salihoğlu:

Duamı okudum eşikten adımı attım, işe gitmek için Metroya yöneldim, iki gün önce erkenden. Telefonum çaldı sabah sabah, hayırdır inşallah dedim besmeleyle açtım. Osman Amcamız. Osman Hocam yani.

-Bekir Bey! İki kişiyi aradım. İstanbul dışındalarmış. Mecbur kaldım seni aradım. Bu gün Cerrahpaşa' ya gitmek için Kartaldan yola çıkacağım. Eğer müsaitsen, hastanede bana refakatçi olur musun?

Düşünmeden, elbette dedim. Seçeneğim yok çünkü. Emir telakki ettim. Karşımda tek, bir başına yaşayan kimsesiz Osman Akkuşak var. 

-Elbette, 
- Beni 11 de hastanenin kapısında ağacın altında gölgelikte bekle. Çay iç, hesabı benden. Sen bir şey ödeme. 

11 dedi ya onun adımıyla sekizde yola çıksa kaçta geleceğini tahmin ettiğim saatlerde, tarif ettiği yerde bittim. Geldi. Yorulmuş. Elinde baston yok, atmış. "Bağımlılık yapıyor. Gittiğim yerlerde unuturum diye aklım ona takılıyor." diyor. Aslında biraz dinç gördüm. Ben ona demiştim, sen Abdurrahman Şen'in sözünü dinle, tarif ettiği yere git. Orada seni et suyuyla beslerler, ilik ve kemiğine kadar canlanırsın. Buralarda kuru yavan, acı soğanla beslenemezsin. Dön dolaş Kastomonu kır pidesi, kürt böreği, Konya etli ekmeği yiyorsun. Midene oturuyor. Miden eritemiyor. Yalım çalım çabalıyor. Seviyorum, ne yapayım dediğin, arada yediğin akşamlamış kuru fasulyelerin bayat yağıyla kıvrım kıvrım kıvranıyorsun. Midene oturur. Sulu yemek, çorba senin vitamin, desem de "ya!" dediği soru işaretleri vardı aklında.

Ağacın altında dediği yerde yarımda buluştuk. Tahlil, tetkik, kan... derken akşamı ettik. 

- Şuradan Abdurrahman Şen evladıma telefon edeyim beni buradan aldırsın Kartal'a götürsün. Veya gazetem Yeni Şafak'a telefon edeyim, şoförle bir araç göndersinler. Sabah ezanla birlikte altıda alıp buraya Hastaneye getirsinler. 
- Kimseye eziyet vermeyelim. Bu gün benim misafirimsin. Sabah da erkenden buradayız inşaallah. Sen benim dua çeşmemsin. Bırakır mıyım?
- Eh hadi, madem sen öyle uygun gördün... Ben de uyarım sana. 

On ikiden sonra yemek yasak ya, gece 12 ye kadar hem konuştuk hemde şeftali, üzüm, incirlerin tazeleriyle besledim. Sabah 07 Cerrahpaşa önündeyiz. Bir hatıra fotoğrafı. Dur elimi belime koyayım. Böyle daha yakışıklı çıkıyorum, espri yaptı. Gören sabah simitçisi de katıldı. "Genç delikanlı amcam benim," diye. Sonra yaşını sordu maşalllah çeke çeke. Yaş tam tamına 85 rakamla. Plastik Cerrahi... Yedinci kat. Fazla bahsedip içinizi karartmıyayım. Eli sarıl, ayakları asılı, gözleri kapalı, sırtı çuval gibi dikili bir elinde torba ardında sürüdüğü aletlerle vücuduna direnç suyu zerkedilen hastalar. inilti, gelenlere yorgun gözlerle bakan refakatçi ve hasta yakınları... Odamıza bir bayan süzüldü tanışmak için. Eşi şeker hastasıymış. Ayağı morarmış, kapkara olmuş. Dizden yukarısını baldırdan kesip atmışlar. Bir aydır buradaymış. Dertleşmek istiyor. Dost olmak, yakınlık kurmak, vakit geçirmek istiyor. 

Sıramız 13 de geldi. Doğru ameliyathane. Osman amcamız kolumu bırakmıyor, sen de gel diye. Tamam da beni içeri almıyorlar ki, mikrop kapar diye. Yasak. "Olmaz" diyor. "Bu değerli dostum, çok meşhur bir hikayeci. O da yanımda bulunsun" diye reklam yaparak bastı kurmak istiyor. Hikayeci değil Cumhurbaşkanı desen dinlemiyorlar. Cıplandırıp üzerini kefene benzemez in diye ellâm, yeşil örtüyle içeri aldılar. Ben dışarıdayım. İki saat sonra yürüyen arabanın üzerinde geldi. Acıkmış, susamış. 

Daha dört tekerli arabanın üzerinde:

-Hemen gazeteme gidelim. Yemekleri güzeldir. Bir güzel karnımızı doyuralım. Doya doya sıcak çorba içeyim. 24 saattir midesine bir damla bir şey girmiş değil. 

Alınan parçaları talhlil için istenilen yerlere dağıttım. Cerrahpaşa burası yedi ayrı yerde yedi binası var. Biraz geç geldim diye azar işittim. Ama duymadım. Kulaklarım tıkalı büyüklerime karşı. Bir an önce çıkmak istiyor, hemşire, hasta bakıcı, sekreter kim denk gelirse nasipleniyorlar. Sonra da " Yahu onların gönüllerini alalım. İyisinden birer çikilota getir. Ağızları tatlansın. 

Feys de fotoğraflarını koymuştum Osman Hocamın. Oradan gelen selamları teker teker okudum. Oturduğu yerde keyiflendi. Bir de o esnada önüme düşen bir yazıyı okudum. " Hiç kimseye muhtaç olmayacağını düşünen kemsesizi, sadece Allah'tan yardım bekleyeni, Allah kimseye muhtaç etmez" anlamında.. 

-Kim söylemişse güzel söylemiş. 
-Mevlana... Haaa dedi, yazı daha bir anlam kazandı. 

Sakın hastanede olduğumuzu, ameliyatımızı yazma. Dostlarım üzülmesin deyince, 

-Sizlere ömür, Saadettin Kaplanı' da kaybettik, dedim. Hayret etti. 
-Yaaa! Dinçti, diriydi. Nasıl birden göçtü?

Bu ramazanda. O da "vefatımı kimseye bildirmeyin, çoluk çocuk iftar sofrasından kalkıp cenazeme gelmesinler. Taa Gebze'ye nasıl gelecekler," demiş. 

- Çok iyi bir şairdi. İnce fikirli adam. Dedi ezbere bir şiirini okudu. 

Güzel güzel sohbet ederken Gazetem dediği Yeni Şafak bir araç gönderdi. ve sizleri görmeye hasret kaldığım yuvam dediği Kartal'a doğru gönderdim. Sevenleri ve dostları olarak haberdar edeyim dedim. İyi etmiş miyim?


Edebiyat Haberleri

12.08.2016

Osman Akkuşak
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
Türkçenin Muhafızları: Bir Kelime Seyyahı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı
8. İstanbul Edebiyat Festivali'nde Ödüller Dağıtıldı