Advert
Advert

EŞYALAR TARİHİNE DAİR İÇERİDEN DENEMELER

Mustafa Nurullah Celep, Mehmet Aycı'nın Sonrası Şimendifer adlı deneme kitabına dair yazdı..

EŞYALAR TARİHİNE DAİR İÇERİDEN DENEMELER
EŞYALAR TARİHİNE DAİR İÇERİDEN DENEMELER Mustafa Nurullah Celep
Bu içerik 801 kez okundu.

Mustafa Nurullah CELEP

EŞYA TARİHİNE DAİR İÇERİDEN DENEMELER:

‘SONRASI ŞİMENDİFER’

Biz ‘eşya tarihi’ desek de şair Mehmet AycıSonrası Şimendifer’(*) adlı denemeler toplamıyla bazen mizahi, bazen ironik, bazen dramatik, bazense oldukça romantize eden akıcı-akışkan anlatım biçimiyle ‘‘nesnelerin de bir ruhu vardır, bir mânâ ihtiva ederler’’ gerçeğini hatırlatıveriyor. ‘Hakikatin de bir hatırı vardır’ diyerek denemeler boyunca biz, bir güzel biçimlenmiş sohbet ikliminde ve incelikli bir üslup eşliğinde bir kez daha ‘tür olarak deneme’nin tadına varıyoruz. Biz bu gerçeğin hatırasına dair boylu boyunca düşünerek, kitabın romantik dekorasyonunda, bazen mütebessim bazen de acı acı gülümseyerek gel-gitlerle dolu tarassut ederken yazarın bize ‘müthiş bir üslup ve deyiş/söyleyiş ziyafeti’ sunduğunu da itiraf etmekten geri kalmıyoruz.

Abartıyor muyuz? Hayır, asla ve kat’a! Sonrası Şimendifer, tarifi imkân haricinde bir dil tadı sunuyor okuyucuya. Bazen kitabın bir bölümünde, bir denemesinde yoğun ve iç bir hüzne yolumuz/demiryolumuz uğradığı veçhile, çoğun ‘eşyayı sevdin mi böyle ruhuyla ve kalbiyle seveceksin!’ dedirtecek kadar içeriden, içten, kavrayıcı, kuşatıcı ve de kucaklayıcı bir güzel-duyusal deneme üslubuna tanıklık ediyoruz. ‘Eşyanın da bir ruhu vardır’ amma velakin bu unutulmaya terkedilmiş ruh evrenini son dönem denemeciler kuşağı içinde nadirattan bir yazar, Mehmet Aycı dile getirmiş, özge bir tabiata kavuştrmuştur. Nadirattan evet, ‘türünün son örneği’ diye ironik bir deyişle ifade edebileceğimiz nadir bir denemecimizdir Mehmet Aycı. Türkiye eşya/nesne tarihinde meseleyi, olay, olgu, durum ve halleri tam kalbinden okuyan ‘nesli tükenmiş’ denemeciler kervanından biridir Mehmet Aycı. Sonrası Şimendifer’le lafı gediğine yerleştirmiş, trene, demir yolu ve yolculuğuna hak ettiği değeri vermesini bilmiştir.

Artık herkesin popülere kalem oynattığı bir zaman diliminde Sonrası Şimendifer’in öneminden ve nadir kelamından ne kadar bahis açsak azdır, yetersiz kalır…

Romantizmin nesnesel  / eşyavâri tarihi

Mehmet Aycı, bir eşya tarihçisidir dedik. Ancak Aycı’da bu tozlu tarih, denemenin öznel üslubuyla biraz da duygusallaştırılarak aktarılır okuyucuya. Ne kadar duygusal hale getirilip coşumculaştırılsa yeğdir. Çünkü etrafımız bitmez tükenmez ruhsuz metal mezarlıklarla doludur da ondan. Türkiye’de bir Mehmet Aycı çıkar, Sonrası Şimendifer’iyle bu hırdavat medeniyeti cangılı içinde, hepimizin kişisel/duygusal tarihinden izler-izlekler taşıyan istasyonları, belli başlı garları, makinistleri, trenleri ince, ince elenmiş, incelikli kalem darbesiyle canlandırıverir.

Bendeniz Neo Epik’le tanıştığım günden bugüne yaşadıklarıma hep anti-romantik bir duyuş ve davranış düzeniyle baktım ama bu yazıda olduğu üzere satırlarımın cümle içinde eklemeli, kompartımanlı olmasının bir nedenini de burada, bu kitapta arıyorum. Sanırım buna sebep, duygunun/coşkunun ayardan ve dengeden uzak yoğunluğuna ön yargılı yaklaşmaktı. Hayatımda hep bir denge gözettim, ne kadar dengesiz olsam da… İşte Aycı, doğallığı ve içtenliğiyle romantizme, romantik duyarlığa olan ön yargılarımın aşımına katkı sunuyor, kendiliğinden bir itkiyle ket vurmaları ortadan kaldırıyor.

Bu engellerin kaldırılmasıyla birlikte, sinema perdesinde biz, -hayat da zaten, zatıyla gerçek ve rüya varagelinde bir sinema perdesi değil midir?- bacasında dumanların yayvan yayvan aheste aheste çıktığı buharlı bir trenin içinde yolculuğa çıkıyoruz, Sonrası Şimendifer’le… Hayat ve hayal evreninde ‘ağır tanker’ bir yürüyüşle yolculuğa çıkıyoruz, elbette Sonrası Şimendifer’le… Sonrasında perdenin açılmasından mürekkep nesnelerin duygusal tarihine kâh derin, derinleştirilmiş bir acı-acıma hisleriyle, kâh içten içe hayıflanarak bireysel evrenimizin imgeler-görüntülerle yüklü sahasına varıyoruz. Hayat yüküyle yükümlenmiş olarak… Bu duygu lirizmi satır satır üstümüze, üzerimize sefer ediyor…

Ne gam! Sonrası Şimendifer, trenin, demir yolunun ve yolculuğunun haddi zatında bu toprakların damarında yer etmiş görüntüleriyle bize bize hatırlatıyor, ruhumuza sıcak bir bakış getiriyor.

Unutulmaya yüz tutmuş bir konu dolayısıyla özel dikkatinden dolayı Mehmet Aycı’yı kutlarım. Aynı zamanda deneme türünde yeni yeni kalem ve kelam alıştırmaları yapacak olan genç yazar adaylarına da Sonrası Şimendifer’i öneriyorum. Aycı’nın sohbet eder gibi konuşan deyiş biçiminden genç yazarların öğreneceği çok şey vardır.

Bu değinmeden sonra Sonrası Şimendifer’i okuyucunun gönül evrenine ve hüzünlü gözlerine bırakıyorum, insan ruhunda yer etmiş trenlerin anaç bilgeliğine merak salan okuyuculara elbette.

‘İçinden tren geçen denemeler’ evet, millet olarak gönülden gönle kurulan köprülerin tek tek dinamitlendiği bugünün hızlı tren çağında ‘bilge trenler zamanı’na vedamız hüznümüzü katmerlendiriyor.

Öyle de olsa her tren, koyu-koyultulmuş bir firak cümlesinin müzikal ilk cümlesi değil midir zaten?

‘‘Yaşamak bir tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı…’’ 

 (*) Mehmet Aycı, Sonrası Şimendifer, Okur Kitaplığı,  2012, İst.

Sonrası Şimendifer Mehmet Aycı
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor