Yemin - Yazar: Nurhan Işkın
Nurhan Işkın

Yemin - Yazar: Nurhan Işkın

Bu içerik 110 kez okundu.

        YEMİN

  Akşamın kör karanlığın da evinin kapısına geldiğin de şaşırdı. Bu sakin mahallede ki villanın önünde bir kutu ve üzerinde küçük bir saksı da menekşeler vardı. Tam kapının önün deki paspasın ortasına özenle yerleştirilmişti. Cebinden çıkardığı anahtarı kapıya taktı ve eğilerek kutu ve saksıyı yerden aldı. Hiçbir not veya bir kurye şirketine ait bir bilgi yoktu daha garibi ise isim de yoktu. Bütün gününü toplantılarla geçirdikten sonra yorgunluğuna iyi gelecek bir sıcak banyonun ve kahvenin hayalini kurarak gelmişti eve. Kapıyı diğer eli ile açtı ve huzur duyduğu yalnızlığını paylaştığı mabedine giriş yaptı. Holden geçerek mutfağa yöneldi. Elindekileri masanın üzerine bırakıp evin de en sevdiği bölüm olan mutfağın arka bahçe kapısını açtı. Akşam güneşi Boğaz’ın serin sularına bütün ihtişamını yansıtarak batmaya çalışıyordu. Rahatlamak için derin nefesler aldı, birkaç dakika oyalandıktan sonra tekrar mutfağa döndü. Isıtıcıya su koyup kahve hazırlamaya başladı. Bir yandan da bütün gününü düşünüyordu. Gün boyu bir üniversite de ki söyleşi ve bir televizyon kanalı röportajı ve en son bir lise toplantısına katılıp hem kitabını imzalamış hem de sorulara cevap vermişti.

     Orhan Akman olarak sevilen bir gerilim polisiye yazarıydı. Kırk yaşın da bekar bir adamdı. Bir seksen boylarında kara kaş, kara göz dedikleri yakışıklı ve yıllarca spor yapmasına borçlu olduğu sıkı bir fiziğe sahipti. Bir kez evlenmiş ve kıskançlıklar yüzünden yürütemediği evliliğini sonlandırmıştı. Eski eşi Yağmur, kıskançlıkları ile ona dünyayı dar etmekle kalmamış, kadınlara olan inancını da yerle yeksan etmişti. Yıllarca bitmeyen paranoyaları onu canından bezdirmişti. Sanrılar görüyor var olmayan senaryolar uydurup evliliklerinin her geçen gün yara almasına ve nihayetin de de bitmesine sebep olmuştu. Oysaki her şey ne kadar güzel başlamıştı. Onu bir arkadaşı vasıtası ile tanımış ve sevmişti. Erken yaşta kaybettiği annesi yüzünden yaşadığı travmalar o dönemde kendini göstermiş fakat Orhan çok ciddiye almamıştı. Evlendikleri ilk günden Yağmur onu daha fazla sahiplenmiş neredeyse nefes almasına bile fırsat vermez olmuştu. Her imza günü olaylı bitiyor, her seferin de gazetelere manşet oluyorlardı. Bir dönem imza ve söyleşilere katılmamış bu kez de romanlarında tasvir ettiği kadın karakterler sorun olmaya başlamıştı. Beraberce gittikleri psikiyatrlar onlara yol göstermiş olsalar da Yağmur rahatsızlığını asla kabul etmemişti.

      Kahveyi hazırlarken anılar deryasından süzülüp bu güne döndü. Uzun zamandır ses çıkmamıştı Yağmur’dan. Bunu düşününce onun adına mutlu oldu. Sürekli arabasının lastiklerini kesiyor ve gazeteleri arayıp aslı astarı olmayan haberler sunuyordu. Neyse ki basın artık onu ciddiye almıyordu. Yarın arayıp bir hatırını sorarım diye düşünerek masa da duran kutunun süslü paketini büyük bir merak ile açmaya başladı. Kutuyu açtığında ise gülümsemesine engel olamadı çünkü içinde sevimli bir yüz ile ona bakan palyaço da sanki ona gülümsüyordu. Eline aldı sağına,  soluna ve kutunun içine baktı fakat herhangi bir not yoktu. Tam bırakacaktı ki palyaçonun sesini duydu,” Sen ölüsün, sen ölüsün,” diye tekrarlayıp duruyordu. Şaşkınlıkla ve bir anlık anlamamazlıkla palyaçoyu elinden bıraktı fakat aynı sözler tekrarlanıp duruyordu. Bir müddet öylece kalakaldı tam elini almak için palyaçoya uzattığında telefonu çalmaya başladı. İçinden küfür ederek cebinden çıkarıp ekrana baktı. Gizli numaraydı. Açıp açmamakta kararsız kalsa da ısrarla çalmasına daha fazla dayanamayıp cevapladı.

“Alo, ”dedi. Fakat karşı taraftan cevap gelmiyor sadece nefes sesi duyuyordu. Tekrar “Alo cevap verin yoksa kapatacağım, ”dedi.  Karşı taraftan boğuk bir kadın sesi,

“Gönderdiğim hediyeyi almışsın, umarım palyaçonun dediğini duymuşsundur. Sen artık ölü bir adamsın,” deyip kahkaha atarak telefonu kapattı. Orhan elinde tuttuğu telefona bakakaldı. O ara palyaçoda susmuştu.

“Bu da neyin nesiydi? “ diyerek söylendi. Yıllardır hayranları ona çiçek veya hediyeler gönderiyorlardı. Ne kadar uğraşsa da ev adresi gizli kalmıyordu. Ama böyle bir hediye ve telefon ilk defa almıştı. Kendi kendine al sana bir kitap yazacak konu diyerek kutuya palyaçoyu geri koydu menekşeleri de alıp çöp kovasına attı. Kahvesine su ilave edip yukarı yatak odasına doğru yürümeye başladı. Bir yandan kahvesini içiyor bir yandan da gömleğinin düğmelerini açıyordu. Ilık bir banyo kadar hiçbir şey insana huzur veremez diye düşündü. Yarın bütün gün evde olacaktı. Kesin basın danışmanı Meltem Hanım bu fırsatı değerlendirirdi. Genç ve güzel olan Meltem onu bakışları ile rahatsız etse de Orhan onu iş arkadaşı olarak görüyordu. Tüm randevularını, imza ve söyleşi günlerini o ayarlayıp, programı kendisine sunuyordu. Telefonu tekrar çaldığında yerinden zıpladı. Yine numara gizliydi. Bu sefer açmadı, sessize alıp kahvesini bitirdi. Böyle tehditlere inanacak kadar aptal değildi. Kahve kupasını bırakıp banyoya geçti. Jakuzinin dolması için suyu açtı. Odasına geri döndüğünde sanki aşağıdan bir ses duyduğunu zannetti. Merdivenlere kadar yürüdü ama hiçbir tıkırtı yoktu. Kendi kendine güldü, oğlum kendine gel bir palyaçodan bu kadar korkulur mu diye düşündü. Tekrar banyoya geçti ve soyunup yorgun bedenini suyla buluşturdu. Ne kadar süre gözleri kapalı bir şekilde küvette kaldı farkın da değildi. Bir şey onu rahatsız etti, gözlerini açtığında karşısında gördüğü kişiye inanılmaz bir şekilde baktı. Eski eşi Yağmur karşısında duruyordu. Orhan bir an ne yapacağını bilemedi. Kapıyı kilitleyip kilitlemediğini düşünerek içinden kendine küfürler ediyordu. Yağmur küvete doğru yaklaşıp,

“Gönderdiğim hediyeyi beğendin mi ?”diye sordu.

“Sen buraya nasıl girdin?” derken bir yandan da havluya uzanmaya çalıştı. Yağmur cebinden çıkardığı silahı ona doğrultup,

“Olduğun yerde kal!” diyerek bağırdı. Benden bu kadar kolay kurtulacağını mı zannediyordun? Sana yıllarımı verdim peki sen ne yaptın? O Meltem denen kaltak yüzünden beni bir kenara attın. Ama bak ben buradayım.”

“Sen ne yaptığını zannediyorsun, çıldırdın mı?” Tekrar hamle yapmaya çalıştı fakat bu sefer Yağmur silahın namlusu sağ şakağına dayadı.

“Seni ondan kurtarmaya geldim. Hatırlıyor musun; evlilik yeminimiz de ne demiştik, ölüm bizi ayırana kadar ama sen ne yaptın beni daha önce öldürdün bu da bana bir can borcun var demek. Ben de şimdi onu almaya geldim Sevgilim.” Orhan ilk kez onun gözlerinde gördüğü parıltıdan korkmaya başladı, sesine tatlı bir ton katarak,

“Bak indir o silahı konuşalım çözemeyeceğimiz hiçbir şey olamaz aramızda. Bunca yıldır birbirimizi tanıyoruz. Benim için hala çok kıymetlisin bunu biliyorsun değil mi?”

“Kıymetli olduğum için arkana bakmadan gittin. Ama bu sefer gidecek bir yerin yok, benimle geleceksin.” Buz gibi bir bakışla gülümsedi.

“O halde izin ver giyineyim, çıkalım.”

“Giyinmene gerek yok gideceğimiz yerde giysilere ihtiyacımız olmayacak.” Orhan küvetten kalkmak için hamle yapmıştı ki silah patladı. Beyninin parçaları küvetin etrafına saçılmıştı. Yağmur kanın kokusunu içine çekti. Aldığı antidepresanlar onun tüm duyularını öldürmüş gibi boş boş banyoya baktı. Sonra Orhan’ın yanına diz çöktü ve boşanırken verdiği alyansı tekrar onun parmağına geçirdi. Bir eli ile onun elini tutup, silahı kendi şakağına dayadı ve tetiğe bastı…

   Eve gelen cinayet masası dedektifleri banyo aynasına kan ile yazılmış notu okuyunca kanları dondu. “İnsan sevdiği onu terk edince bin kez ama onun kollarında bir kez ölür.”

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Hayal Bilgisi Dergisi Yeni Abonelerine İyilik Ajandası Hediye Ediyor
Hayal Bilgisi Dergisi Yeni Abonelerine İyilik Ajandası Hediye Ediyor
Çok Şaşıracaksınız: İşte Türkiye'de Kişi Başına Düşen Kitap Sayısı
Çok Şaşıracaksınız: İşte Türkiye'de Kişi Başına Düşen Kitap Sayısı