Sezai Karakoç’un 2017 Ramazan Bayramı Konuşmasından…
Mehmet Ballı

Sezai Karakoç’un 2017 Ramazan Bayramı Konuşmasından…

Bu içerik 768 kez okundu.

Yakın bir zamanda ziyaretine gittiğim ve bu konuda ki izlenimlerimi daha sonra paylaşacağım şair Sezai Karakoç, edebiyat ve fikriyatımızın kaynağından beslendiği bir membadır. Günümüzün yaşayan en önemli düşünürlerinin başında gelen şair, mütefekkir Sezai Karakoç’un, bu Ramazan Bayramında (2017) başkanı olduğu Yüce Diriliş Partisi’nde yaptığı nitelikli konuşmasından ilgimi çeken kısmını sizinle paylaşmak istiyorum. Önce, yeni okurlarımızdan gelebilecek ve sıklıkla karşılaştığımız, “Sezai Karakoç neden parti kurdu” diye soranlara hemen cevap verelim:
“Sezai Karakoç, düşünürdür, şairdir, aksiyon adamıdır. 2007 yılında Yüce Diriliş Partisi’ni kurmuştur. Gençliğinde Büyük Doğu hareketi içinde bulunmuş. Yazılar yazmış, daha sonraları Şiir, Sanatı ve Diriliş dergilerini çıkarmıştır. Sezai Karakoç, dirilişi bir bütün olarak görüyor. Bu bütünlüğün içinde şiir, edebiyat, ekonomi, bilim vs. olduğu gibi elbette siyaset de vardır… 
Müslüman aydının, bu çağa söylenecek sözü olmalıdır. Bu söylenecek sözleri, projeleri ortaya koymamız gerekir aydınlar olarak. Bunun siyasetle ilgili kısmını da ancak parti ile gündeme taşımamız mümkündür. Çünkü siyasi parti, dernek ve vakıflar gibi değil, daha geniş alanlara hitap etme imkânına sahiptir.”

Üstat Sezai Karakoç’un, her zamanki gibi etkileyici fikriyatından, 2017 Ramazan Bayramı Konuşmasının bir bölümü şöyle idi:

“Hepinizin bayramı bir kere daha mübarek olsun! Ramazanı tamamlamış olduk sağlıkla. Bu bakımdan Allah’a hamdediyoruz. Ramazan, namaz, ibadetler ve temeli olan iman Allah’ın bize eh büyük lütfudur. İnsan olmanın vasfı budur. Yoksa hayvandan bizi ayıran bu. İman ve İslam.  Yoksa hayvanın da iki gözü var. O da bizim gibi yemek yiyor, o da doğuyor, o da ölüyor.

Allah’ın bizi insan olarak yaratması şekil bakımından değil, şekil bakımından da hayvandan farkımız yok. Bizden çok daha biçimli güzel kuşlar var, çiçekler var hepsi var…  Bizim bilebildiğimiz tabii bilemediğimiz noktasında bir parantezi bir tarafta bırakalım. Bizim bir özelliğimiz iman veya inkâr hakkı veya yeteneği…

Tabi bunu diğerlerinde görmüyoruz, hayvanlarda… Belki onların da kendilerine mahsus bağlantıları mutlaka vardır. Allah’ı zikrettikleri zaten ayetlerde de söylenir. Bizim halkımız da söyler kuşların zikrettiğini, şairler söyler. İşte bunun gibi bizim ancak yani zikir dahi olsa insanın özelliği bunu idrak edip muhakeme edip ondan sonra inanması yine ona bir üstünlük verir. Melekler de zikreder, vazifeleridir fakat insana bir seçme hakkı verilmiş, bu seçme onu tamamen seçkin hale getiriyor diğerlerine göre. Nasıl yapıyor eğer inkâr ederse bu sefer hepsinden daha aşağıya düşüyor. Kuran-ı Kerim’de diyor hayvandan da aşağı dereceye düşüyor.

Yok eğer inancı Hakkı İslam’ı seçerse Allah’ın yolunu seçerse o zaman da meleklerden daha üstün oluyor.

Bu bakımdan Allah’a ne kadar hamd etsek azdır. Müslüman bir toplumda dünyaya gelmemiz konusunda bir kader bize vermiş. Annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz bu yolda bizi eğittiler, bu yolda yetiştirdiler. Biz dünyada İslam’ı boğmak için çalışan bütün mekanizmalara karşı zayıf diyelim manevi gücümüzle kollarımızla buna karşı koyduk. Set gibi göğsümüzü karşı tuttuk ve o şekilde imanla, İslam’la oruçla, namazla ayakta duruyoruz. Bundan dolayı Allah’a şükrediyoruz, hamd ediyoruz. Bize bu nasibi verdiği için kısmetimize bu eşsiz nimet düştüğü için ne kadar da şükretsek, hamd etsek azdır.

İnsan hayatında olduğu gibi toplumların hayatında da iyi günler kötü günler vardır. Hepsi pırıl pırıl iyi olsa zaten o zaman cennette olmamız gerekirdi. Hâlbuki bu dünyanın özelliği cennet ve cehennemin dışında fakat cennetten ve cehennemden zaman zaman örnekler gösterilerek ruhumuzu yükseltme amacıyla geldiğimiz bir imtihan yeri. Yani bir nevi ruhumuz burada olgunlaşacak asıl orda cennet.. Bunu yapamamışsak inkâr bataklığına veya kötü yola saplanıp kalmışsak öbür kadere cehennem kaderine mahkûm olarak asıl yaşantı dünyasına geçmiş olacağız. Burası bir eğitim ve imtihan yeri. Nasıl bir genç gönderiyoruz bir fakülte okuyor geliyor asıl görev durumu ondan sonra başlıyor… Öbür hayata bir çıkmadır, bir dipnotudur bu dünya hayatı. Ama çok önemli, çünkü öbür dünyadakini belirliyor bizim için, insanlar için.

Bu bakımdan sınırlı bir zaman içinde çocukluk geçiriyoruz, hastalık geçiriyoruz. Çeşitli dönemlerden geçerek zaman durumu ona göre azalıyor, kısalıyor. Bu dönem içinde bu imtihanı iyi yapmak, bu eğitimi iyi görmek ve öbür dünyaya yüzakıyla çıkmak için çalışıyoruz. Fakat işte her insanın hayatında düşülen zamanlar olur, kötü şartlar olur, kaza olur, kaderin bir cilvesi olur. Aynı şekilde toplumların da hayatında olduğunu görüyoruz. Yani tarihe baktığımız zaman toplumlarında bir nevi alınyazısı var. Bunların da bir çile dönemi var, onların da sınavı var. Bir milletin başına böyle bir şey gelmişse hep neden geldi deme sebepleri olabilir. Fakat temel sebep kader sayesinde… Sormaya gerek yok. Çünkü bizler insanız. Mademki imtihan yurdundayız. İnsan ve fert olduğumuz gibi bir toplum olarak da böyleyiz. Bu sebeple burada sıkıntılı dönemler de olur. Bize düşen bunu aşmak, bu dönemleri aşmak…”
...

Yılların birikimiyle, mütefekkir bir insanın konuşması tabiki daha da uzun sürecektir. Bu yazım, bir makale olduğu için, özür dileyerek bu konuşmanın ancak bir kaç bölümünü sizlerle paylaşabiliyorum.  Tamamını  internetten okumalısınız. Son olarak yine bu konuşmanın özeti gibi olan ve beni en çok etkileyen bölümü şöyle idi:

“Milletimizin yeniden ayağa kalkması lazım. Milletin ayağa kalkması aydınlarının ayağa kalkmasıyla olur. Aydınları iyi yetişmeli, çok cepheli, çok eğitimli, çok güçlü donanımlı yetişmeli ve önce kendini hesaba çekmelidir. Hep başkasında kusur aramamalı. Önce kendinde kusur arayıp önce kendi eksikliklerini tamamlamalı ve örnek olmalı. Ondan sonra da İslam âlemini tekrar ayağa kaldırmalı. O zaman bu yönetimler zaten değişmek zorunda kalırlar. Ve dediğimiz o büyük devlet kurulur. O büyük devlet kurulduğu zaman dünyanın tarihi değişir, yeniden yazılır ve Batı için de iyi olur bu. Çünkü haddini bilmeden aşıyor, geliyor, yarın belki de bir dünya savaşı çıkaracaklar ve bütün dünya asırlarca kendine gelemeyecek şekilde mahvolacak. Bunu da önlemek yine bize düşüyor. Müslümanlara düşüyor. Dünyadaki her şeyden sorumlu biziz, öbür dünyada hesabını vereceğiz.”

Ağzına, yüreğine, kalemine sağlık güzel insan… aziz milletimizi bir güneş gibi aydınlatıyor, ümmetin gaflet uykusundan uyanması için mihmandarlıkla yol ve yöntem gösteriyorsun. Şükür ki, sana yetişerek tanıma fırsatımız oldu da nasipleniyoruz, büyük insan… Sezai Karakoç üstadımıza Allah sağlık ve uzun ömürler versin inşallah…

 

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor