Advert
Advert
Hayal Bilgisi 27 / Önsöz
Cihat Albayrak

Hayal Bilgisi 27 / Önsöz

Bu içerik 150 kez okundu.

Hayal Bilgisi

Türkiye.

Hepsi beş yaşıt çocuktu. Taş bahçe duvarının gölgesinde oturmuş, ceplerine doldurdukları küçük yeşil elmaları yiyorlardı. Sela, şehidini haber verdi kasabanın, namaza davet etti; adını söylerken sesi titredi müezzinin. Birbirine baktı çocuklar, ellerindeki yarım elmaları bıraktılar toprağa. Öğretmen bütün sınıfa kızmış gibi sustu çocuklar. İlk oruçlarını açmak için ezanı bekliyormuş gibi beklediler aralarından birinin konuşmasını. Bütün çamaşırlar asılmış, bulaşıklar yıkanmış, halıların tozu silkelenmiş gibi durmuştu ev hanımları; rüzgâr hiçbir yaprağa değmeden yoluna devam ediyordu sanki, hiç ses yoktu kasabada.

Dizindeki yaranın kabuğu ile oynadı çocuklardan biri. Kanatmak istedi. Şehit olmuştu biri, kendi canını yakarak saygı gösterebileceğini düşündü ona. Bir diğeri yumruğunu sıkıyordu, dünyanın en sert madeni o çocuğun elleriydi o anda belki de. Yanağından iki gözyaşı damlası süzüldü bir başkasının. Yüzündeki tozu ikiye bölerek indi boynuna doğru. Üzgün ve öfkeliydiler; şehit olmak ne demek, öğretmişti öğretmenleri. Evlerden birer ikişer çıktı anneler, babalar. Ellerinde bayraklar vardı, ay yıldızlı bayraklar ve Yasinler ve Kuran’lar. Şehit cenazesi için yola çıkmıştı dedeler, nineler. Bastonlarına yaslanıp elif gibi dik çıkmışlardı sokağa, gözlerinde yaş… Toprağı avuçlayıp dişlerini sıktı bir başka çocuk. Öfkeleri bedenlerinden büyüktü.

Bir şeyler yapmalıydılar. Şehitlerini mutlu edecek bir şeyler. Bisikletlerini almak için koşarak evlerine gittiler. Küçük birer bayrak astılar bisikletlerinin arkasına. Bir konvoy oluşturmuşlardı, bütün güçleriyle asıldılar pedala, arkalarında toz bulutları oluşturarak hızlıca sürdüler tepeye doğru. Onları gören çocuklar alkışladılar yol kenarlarında. Bisikletle gidebilecekleri kadar gitti çocuklar, tırmanabilecekleri kadar tırmandılar. Biri nöbetçi kaldı bisikletlerin başında. Ötekiler taşlara tutunup tutunup tırmandılar tepeye. Onlar çıktıkça uzadı önlerindeki yol, alınlarında ter damlaları biriktikçe daha da dikleşti tepe. Taş parçaları ayaklarına battı, dikenler kesti ellerini. Önce biri oturup kaldı taşların üzerinde, sonra bir başkası. Gittikçe yaklaşmıştı iki çocuk tepenin zirvesine. Bir noktada kaya aştı boylarını, tırmanamadılar daha fazla.

İşte orada, biri eğildi, arkadaşının sırtına basarak yukarı çıkmasına yardım etti. Şimdi çocuklardan biri tek başınaydı zirve yolunda. Elleri taş ve diken kesikleriyle sızlıyordu, nefes nefeseydi. Bütün vücudu ter içindeydi. Son gücüyle emekleye emekleye ulaştı tepenin en yüksek kısmına. Arkadaşları farklı noktalarda izliyordu onu, el sallıyorlardı ona. Yüzündeki ter damlalarına gözyaşları karıştı. Hıçkırarak ağlıyordu, kulaklarında sala ve şehidin adı vardı hala. Göğsünde ıslanan bayrağı çıkardı ve rüzgâra karşı tuttu iki elinin arasında. İşte selam veriyordu şehide. Bağırmak istedi, bağırabildiği kadar bağırmak, herkese duyurmak sesini. “Türkiye”den daha güzel sözcük gelmedi aklına. Bayrak elleri arasında dalgalanırken, “Türkiye” diye bağırdı önce o, sonra arkadaşları. Defalarca, ve avazları çıktığı kadar.

“Türkiye” en güzel sözcüktü şehidi selamlayan çocukların dilinde. “Türkiye” en güzel öykümüz bizim. 

DİĞER YAZILAR
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Edebiyat Haberleri'nin Dört Yeni Anketi Yayında
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor
Çıra Yayınları Edebiyat Serisi İle Geliyor