Advert
Advert
Hayata güzel bakan hikaye kitabı: KUŞUN KANADI
Mücahit Akıncı

Hayata güzel bakan hikaye kitabı: KUŞUN KANADI

Bu içerik 570 kez okundu.
Hayatımızdaki güzellikleri görmek için bir çift göz yeterli değildir. Aynı zamanda güzel bakan bir de gönül olmalıdır. Hız ve haz çağı olan günümüzde bazı şeylerin gerçek kıymetini bilemiyoruz. Gündelik hayatta dahi onlarca güzel şey varken, bizler güzel şey bulabilmek için tatiller-davetler düzenliyoruz. Büyüklerimiz güzel bakmanın önemini vurgulamak için birbirinden güzel cümleler söylemişler. 
"Güzel görenler güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır."* sözü bir örnektir.
 
Tamda bu konuyla alakalı gündelik hayatta bizlere sıradan gelen konulara farklı(güzel) bir bakış açısıyla bakan Erdal Şahin ağabeyin Kuşun Kanadı adlı hikaye kitabı ile buluştuk. Bizlere sıradan gelen bir şeyi kitap adı olarak seçmis Erdal abi. Kitabın içindeki bir hikaye ile anlıyoruz olayın aslını. Aslında bir kanat demek sadece tüy ve kemik değilmiş. Meğer bir kanat Rabbi Rahim’in o eşşiz rahmeti ve azabının tecellisine birer vesile imiş.
Kuşun Kanadı kitabında 14 hikaye var. Her hikayeden sonra insan kitabı bir müddet kapatıyor ve nefis muhasebesine koyuluyor. Hayatımızdan giden onca şeyi, idrak edemediğimiz değerlerimizi yeniden düşünüyor, kimisini yapamadığımız için hayıflanıyor, kimisini yaptığımız için bir “Elhamdülillah” çekiyoruz. (Bu kitap tahlilinin böyle samimi bir üslübla yazılmasının sebebi yine kitabın kendisi ve Erdal abinin kaleminin samimiyetinden kaynaklanıyor.) Kitabın içinde sanki eskiden beri tanışıp görüştüğünüz bir abi ile Anadolu’nun herhangi bir kıraathanesi içerisinde veya abbarasının bir köşesinde çay ve dostluğun o sıcak havasında muhabbet ediyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
 
Kitaba başlar başlamaz Doğu Anadolu’nun güzel köylerinden birinde buluyorsunuz kendinizi. 80’ler döneminde insanların yaşantılarına, örf ve adetlerine tanıklık ediyorsunuz. Erdal abinin  şahısları yöresel bir dil ile kaleme alması kitaba ayrı bir doğallık katmış. Doğu'nun o buz gibi kışlarını anlatırken kemikleriniz ordaymışcasına ‘cız’ ediyor.
Kitabında kendi hayatından da kesitler veren Erdal abi, geçmiş yaşantısına olan özlemini de bizlerle paylaşıyor. Onunla birlikte çocukluğumuza dalıyor, bir ‘ahhh’ da biz çekiyoruz. Kendi çocukları üzerinden anılarını paylaşırken bugün çokca unuttuğumuz kul hakkı ve helal-haram erdemini de bizlere hatırlatıyor. Başta dediğimiz gibi güzel bir bakış açısıyla bakan Erdal abi, çetin kışı bizlere hissettirdikten sonra bahara güzel bir bakış açısıyla bakarak, bizlerin yüzlerini tebessümle dolduruyor. Böyle güzel bakan birisinin mutluluğu tarif etmemesi düşünülemez tabi. Bizlere büyük bir tavsiye vererek diyor ki:
 
“Soğuk bir kış gününde sıcak bir ortamda ekmekle ve çayla miden; kitapla beynin; çocuk,kedi, kuş, kar/yağmur, müziğin sesleriyle de kulakların doymuşsa...
Sevdiklerinle sorunsuz sağlıkla güzel geçirdiğin bir an ile de gönlün doyuyorsa/doymuşsa, işte dünyanın en güzel mutluluğu ve huzuru budur ve en mutlu insan da sensin demektir. Aslında görebilirsek, gözlerimiz daha fazlasında olmazsa ve kanaat sahibi olabilirsek, birçoğumuz bundan daha fazlasına sahibiz ve sahip olduklarımızla mutlu huzurlu olmamız için de herhangi bir neden yok.
Mutluluk dediğin ne ki!”
 
(Erdal Şahin, 1990 - photography by Zbigniew Kosc)
 
Kitabın son kısmına geçerken Erdal abinin eski Ramazan’lara olan özlemini de dinliyoruz. Yaşadığı yerde eski Ramazan’ları anlatırken insanın orada yaşayaşı geliyor. İnsanların o sade ve samimi hayatlarını bugün Erdal abi de, biz şehirlerde hapis yaşayanlar da özlüyoruz. İsraf ve gösterişin olmadığı o günlerde Ramazan’ın nekadar hissedilerek yaşandığına şahit oluyoruz. Yine bir ‘ahhh‘ çekerek sayfaları çeviriyoruz. Bu sefer de karşımıza unuttuğumuz bir teknoloji olan o eski radyolar çıkıyor. Hani şu pilli, el ile taşınan radyolar. Hatırlayıp bir tebessüm ettikten sonra 80ler zamanında Anadolu’nun bir bölgesindeki radyolara olan ehemmeyiti dinliyoruz/yaşıyoruz. Kaneviçeler ile süslenen radyoların toplum tarafından nasıl kullanılıp, ne zaman dinlendiğini öğreniyoruz. Erdal abi edebiyat ve sanat alanına olan ilgisinin küçük yaşlarda radyolar sayesinde olduğunu bizlere bildiriyor. Bunca mazi ve hatıradan sonra Erdal abi vefat eden bölgenin büyüğünden ‘çınar’ diyerek yâd ediyor. (Eskiden büyüklere ‘yaşlı‘ denmez ‘çınar’ denirdi. Ahh bu tahta kafalar bunları idrak edebilse!)
 
Erdal abi kitabın sonlarında yetim bir kızdan bahsediyor. Yine bugün unuttuğumuz yetim ve kimsesiz insanlara yardımı ve merhameti bizlere hatırlatıyor. 
Kitabın sonunda ise “ölümü çokca hatırlayın!” buyuran Efendimiz (sav)’in tavsiyesini bizlere bir de Erdal abi hatırlatıyor. 2011 deki Van/Erciş depremini bizlere anlatıyor.  O saatlerin dehşeti ve vahametini onunla yaşıyor ve oradaki kardeşlerimizi yeniden anlıyor ve geçmiş olsun duaları ediyoruz.
 
Velhasılı kelam Kuşun Kanadı kitabı sadece bir hikaye kitabı değil. Kitabın içinde, bugün seküler  dünyada unuttuğumuz benliklerimizi buluyoruz.  Sadece bulmak yetmez elbet. Bundan sonra Erdal abinin hatırlattıklarıyla yeni bir hayat ve daha güzel bir dünyanın hayalini ve gayretini yaşamak düşüyor bizlere. 
Teşekkürler Erdal abi. Kalemin baki, -o güzel bakan yüreğin kadar- hayatın aziz ve bahtiyar olsun...
 
Mücahit AKINCI
 
* Said Nursi (k.s)
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba