Bir çocuğun gözünden Bosna savaşı
Mücahit Akıncı

Bir çocuğun gözünden Bosna savaşı

Bu içerik 436 kez okundu.

“Bilir misiniz, kurşunların da renkleri vardır.”

Savaşlar insanların insanlığını unuttuğu olaylardır. İnsanoğlu yaşatmak için uğraşması gerekirken savaşlar ile ölüm ekmekte ve ölüm biçmektedir.  Devletlerin çıkarları uğruna giriştikleri bu durumlarda tüm insanlar mağdur olurken özellikle çocuklar büyük bir trajedi yaşamaktadırlar. Büyüklerin birbiri arasındaki bu kavgada çocuklar sadece ölmemektedir. Savaşların o acı durumunda yaşamaya çalışan milyonlarca çocuk bu durumu anlamlandırmaya çalışmaktadır. Yakın zamanda Suriye iç savaşında içimizi burkan görüntüler gördük. Enkaz altlarında çıkartılan çocukların o korkulu gözler ile bakışları savaşın ne denli lanet edilesi bir şey olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatmıştır. Deniz kıyılarında cansız bedeniyle yatan bebekleri gördüğümüzde Türkiye’yi sığınılacak bir anne kucağı olarak gören bebeklere sahip çıkamadığımız için ömrümüz boyunca kahr olsak az gelecektir. Aynı şekilde Arakan’da diri diri yakılan kadın ve çocuklarımız da bizlerin yüreklerine sönmez bir ateş bırakmışlardır. Daha önce Afganistan, Irak, Çeçenistan ve Bosna-Hersek’te yaşanan katliamlar da tarihimize silinmez yaralar ve acılar bırakmıştır.

Bu yazıyı kaleme almama vesile olan şey ise; Türkiye’yi bir umut yuvası olarak gören Bosnalı bir yazarın çocuk yaşta yaşadığı Bosna-Hersek savaşını ve Türkiye’ye geliş hikayesini anlattığı ‘Kurşunların da rengi vardır’ kitabı oldu. Kitabın yazarı gazeteci Emine Şeceroviç Kaşlı 1992-1995 Bosna savaşında tanık olduğu olayları kaleme alıyor. Bu kitabı yazmaya karar vermesindeki etkenin etrafındaki insanların yaşadıklarını kaleme almasını tavsiye etmeleri olduğunu söylüyor. Kendisinin bir yazar ve yazdığı eserin de edebi bir kitap olmadığını vurguluyor. Fakat kitapta anlatılanların samimi bir dille yazılması ve en önemlisi bu olayları kaleme alanın bunları yaşayan birisi olması okurun bu kitaba kendisini kaptırıp gitmesini sağlıyor.

Savaşta abisini kaybeden yazar kitabını ona ve tüm şehidlere atfederek kaleme almış. Öncelikle kitabın ismi okuru can evinden vuruyor. 7 yaşında savaşın ortasında kalan ve kurşunlara renk veren bir çocuğun dünyasına bakma şansına eriyoruz. Bir çocuğun savaş hakkında düşündüklerini okudukça unuttuğumuz insanlığı yeniden hatırlıyoruz.

“Çocuk savaşta da çocuktur. Erkenden büyür, olgunlaşır belki, ama çocuktur. Kurşunların öldürme özelliğine değil, renklerine takılır gözü.”

Daha ilk okula başlamamış bir çocuğun doğum gününü ve okula başlamasını hayal etmesi yerine; Tv’de memleketinin savaşta harap olmasına tanıklık etmesini ve buna anlam vermeye çalışmasını okuyoruz. Bu savaşta büyüklerin de küçükler gibi savaşa hazır olmadığını ve olanları hemen bitecek bir rüya olarak görmeleri okuyucuya Bosnalı insanların ne kadar iyi niyetli olduklarını gösteriyor. Fakat bu kadar iyi niyetlerine karşın öncelikle dost bildikleri Sırplar tarafında ihanete uğruyorlar daha sonra ise tüm dünyanın sessizliği içerisinde unutulmaya mahkum bırakılıyorlar. Yazar dünyanın sessiz kalmasına bir çocuk dili ile sitem ederken; BM tarafından gönderilen Türk askerlerinin sıcak tavırlarından hala umudun bitmediğini anlıyor. Sayfaları çevirdikçe evlerinden uzakta nasıl yaşadıklarını, aç susuz kaldıklarını, bir çocuğun ufacık bir şekere ve çikolataya hasretini okuyunca gözleriniz yaşarıyor. Daha önce kar topu oynadıkları dağlar Sırplar tarafından kendilerine mezar olduğu halde bile okula ne zor şartlarda gittiğini okurken aynı heyecanı içinizde yaşıyorsunuz.

“Ben doğmadan önce kış olimpiyatlarının yapıldığı dağlardan biri olan Trebeviç dağı tam karşımızdaydı. Kışın oyunlar oynadığım o dağda şimdi keskin nişancılar vardı ve şehrimiz net bir şekilde onların görüş alanları içindeydi. Benim okul yolum da öyle. Okul olarak kullandığımız bina dağın tam karşısındaydı. Normal zamanda evden okula, okuldan eve gidip dönebilmek için gereken zamanın tam üç katını harcıyordum şimdi.”

Ailesini kaybetmekten korktuğu için uykusuz gecelerine misafir oluyor, dünyada bu şekilde başka çocuklarında olduğunu düşündükçe kahr-u perişan oluyorsunuz. Yaşadıkları ev bayram gününde bombalanması sonucunda bir çocuğun yaşadığı hayal kırıklığını, akabinde farklı yerlere göçmek zorunda kalmalarını, sıcak yuvasına ve yatağına özlem duymasının acı tarafını gözler önüne seriyor.

Yazar, 10 yaşında iken zor şartlar altında annesi ile Türkiye’ye gelmesi ve arkasında babasını bırakması ile  kitaba son veriyor. Yazar, bu açıdan okuru bir beklenti içerisinde bırakıyor. Okur, Türkiye yaşamını ve savaşın nasıl sonuçlandığı ile ilgili ikinci bir kitabı yazmasını merakla bekliyor.

Bizler de öncelikle Bosna’da ve dünya coğrafyasında zulm altınca canlarını feda etmiş tüm şehidlerimize rahmet diliyoruz. Bu kitap özelinde dünya üzerinde bir daha hiçbir ırka karşı böylesi bir soykırım ve vahşetin yaşanmamasını, çocukların özgürce yaşadığı ve hayal dünyaları ile dünyayı daha güzel bir yer yapmalarını diliyoruz.

Son olarak Hayal Bilgisi Dergisi 26. Sayısında yayımlanan şiirimizle yazımıza son veriyoruz.

Çocuk halleri

-Aynı acının farklı besteleri

Lâmiya

'İyi insanların bölgesi' adında bir köyde

Katliam dünyasına gelen Bosnalı kız

Güvenilir bölge yazılı tabelalara bakarken

Hiç düşünmezdi kepli insanları kalleş

Belki toprağında, suyunda, havasında vardı

Kötülükler yağan Bosna’da, iyi olması insanın...

Mücahit AKINCI

 

 

Şiirin tamamı için tıklayınız:

http://www.sokaktasiir.com/siir/akinci/

 

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba