Âl-i Muhammed Tarihinde Teşrih ve Muhakeme

Behlül Behcet Eendi, Revak Kitabevi, 2012, İstanbul, Yayına Hazırlayan: Kahraman Özkök

Âl-i Muhammed Tarihinde Teşrih ve Muhakeme
Âl-i Muhammed Tarihinde Teşrih ve Muhakeme Edebiyat Haberleri Editör
Bu içerik 2521 kez okundu.
BU ESERİ HEMEN SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!

Eserde yer alan başlıca konular: Hazret’i Ali’nin üstünlüğü, Me’mûn’un âlimlerle tartışması, hilâfet meselesi, Hazret-i Ali’nin imâmet ve hilâfeti, Resûlullah’ın ciğepâresi Fâtimetü’z-Zehrâ, ikinci ve sonraki imâmlar; Hasen-i Müctebâ, Hüseyin, Zeyne’l Âbidîn, Muhammed Bâkır, Câer Sâdık, Mûsâ Kâzım, Aliyyü’r-Rıza, Muhammed et-Takî, Aliyyü’n-Nakî, Hasenü’l-Askerî, Muhammed Mehdî.

Eseri yayına hazırlayan Kahraman Özkök, takdim bölümünde eserin orijinalliğine dair şu tespitlerde bulunuyor:

İslâm tarihinde Muâviye ile başlayan saltanat rejimlerinin baskıları neticesi, tarih yazımları genel olarak siyasetin gölgesinde kalmıştır. Bugün, geçmiş dönemlerdeki irfânî derinliğimizi ve estetik kazanımlarımızı kaybetmiş olsak da, içinde bulunduğumuz ortam, böylesine ezber bozan kitapların daha rahat neşredilmesine imkân sağlamaktadır. Behcet Efendi’nin, Ehl-i Sünnet âlimlerinden olduğunu ifade etmesi, tahsilini bu minvalde tamamlamış olması ve özellikle Nakşibendiyye’nin Ehl-i Sünnet itikadına bağlılığı ile meşhur Hâlidiyye koluna mensup olması, eseri orijinal bir hale getirmektedir. Zira Ehlibeyt tarihi hakkında Şiî âlimlerce yazılmış pek çok eser olmasına rağmen, ne yazık ki Sunnî âlimler bu meseleye yeterince önem vermemişlerdir. Eserin orijinalliğini sağlayan diğer mühim bir husus da, kitapta öne sürülen iddiaların Sünnî kaynaklara dayanılarak ispat edilmesidir.

Eser, genel olarak Müslümanlar arasındaki birliğin tek yolunun Ehlibeyt meselesinde birleşmekten geçtiğini vurguluyor. Ehlibeyt imâmlarının hayatları etraflıca ele alınıyor ve onlarla muhabbetin niçin önemli olduğunu çeşitli kaynaklardan deliller sunularak okura aktarılıyor.

Müellif önsözde, İslâm birliğinin mümkün olduğunu, Avrupa’da düşünceye siyaset ve ırk hâkim iken, İslam âleminde durumun böyle olmadığını iade ederek anlatıyor. Böylelikle İslam âleminin ihtilaf noktalarını tanımlayarak, ümmete tavsiyelerde bulunuyor, bir nevi yol çiziyor.

Tarihin pek çok noktasında; özellikle Osmanlı döneminde ve Emeviler döneminde yapılan hatalar hikaye ediliyor. Örneğin, Osmanlı döneminde I. Sultan Selim’in İslâm memleketlerini birleştirmek gayesinde olduğu ancak bunu zor kullanarak, “kan, yalan, tehdit ve korkutma yoluyla” yaptığı ifade ediliyor. Emevîler devrinde ise, Abdullah bin Zübeyr’in, hilâfet davası güderek Müslümanları Kâbe’den uzaklaştırmak ve onları Hicaz tarafına gitmekten menetmek adına, kendi memleketinde Kâbe’ye benzer bir ev yaptırıp, hac, ziyaret ve tavaf için Müslümanları bu evin bulunduğu yere davet ettiği naklediliyor.

Müellif, tarih yazımında yapılan hataların İslâm tarihine gölge düşürdüğünü ifade ediyor: “Tarihçilerin en çok göze çarpan kusurlarından birisi şudur ki, ‘Büyük şahsiyetlerde kusur bulmak kusurdur.’ sözüne aldanarak, ümmet içinde birçok hata işleyen kimsenin hatalarından ve zulümlerinden bahsetmedikleri gibi, bilakis böyle zâlimleri haklı kimseler olarak lanse ederek, onların öldürücü zehirlerini ümmete şifa verici ilaç diye tanıtmışlar, birçok câniyi suçsuz gibi göstererek mâsum halkı kandırmışlardır. Bu da bizim için iyileşmez bir yara olarak kalmıştır. İslâm âlemi hâlâ bu kanlı yaranın acı tesiriyle inlemektedir.”

Eserde, Muâviye ile ilgili şu eleştiriler yapılıyor: “İslâm âlemini dehşetle titretmiş, İslâm’da bidatlar çıkarmış, kendi istek ve heveslerine uyarak Rasûlullah’ın Ehlibeyti’ne hâşâ lânet okuyup dil uzatmış, Rasûlullah’ın hareminde, o mübarek minbere çıkıp, binlerce sahâbe karşısında Emîrü’l-Mü’minîn’e ve  Rasûlullah’ın iki mükerrem evlâdı Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’e hâşâ lânet okumuş, İslâm hilâfetini kisra ve kayzerlerin kükümet şekline dönüştürmüş, Sıffîn Savaşı’na sebep olmuş, binlerce ashâbı ve Ammâr bin Yâsir, Üveys el-Karanî gibi Rasûlullah’ın yârânını şehîd etmiş, Hicr bin Adiy’i gaddarca katletmiş, Mâlik bin Eşter ve Muhammed bin Ebû Bekir gibi gâzilere zulmederek katletmiştir.”

Müellif, eserin maksadını şu sözlerle özetliyor ve İslâm âlemi için temennisini ifade ediyor:

“Muhammedîler, Şiî ve Sünnî olmak üzere iki mühim fırkaya ayrılmıştır. Şiîler, Âl-i Muhammed tarihine önem verirken, Sünnîler onlara nispetle ihmalkârlık göstermişlerdir. Hâlbuki bu iki kardeşin birbirinden ayrılmasına bu konu dışında başka bir sebep yoktur ve olamaz. Bendeniz, bu iki aziz kardeş arasında ayrılığa sebep olacak bir şeyin bulunmadığını idrak ederek, o çirkin ve uğursuz ayrılığa düşmesinler diye, her iki tarafın arasında duruyor, her ikisine el uzatıp, onları birleşme noktasına getirmeye çalışıyorum. Ümmetin birliği isteniyorsa, bu ancak Rasûlullah’ın temiz Ehlibeyti dâiresinde mümkündür. Çünkü ümmet, şimdiye kadar Ehlibeyt hakkında ayrılığa düşmüştür ve yeniden bu mukaddes neslin etrafında birleşilmesi gerekmektedir. Her uzuv kırıldığı noktadan yeniden bağlanmalıdır. Müslüman kardeşlerimin taklit ve taassuptan, ifrat ve tefritten uzak olan bu tarih çalışmamı zevkle okuyarak, hak ve hakikati idrak etmelerini ümit ederim.”
Revak Kitabevi Al-i Muhammed Tarihinde Teşrih ve Muhakeme Behlül Behcet Eendi Kahraman Özkök
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba