Hepimize Çok Benzeyen Bir Roman Karakteri: Stoner

2013 Waterstones Yılın Kitabı Ödülü’nü alan John Williams imzalı Stoner adlı eser Türkiye’de Koton Kitap tarafından yayınlandı.

Hepimize Çok Benzeyen Bir Roman Karakteri: Stoner
Hepimize Çok Benzeyen Bir Roman Karakteri: Stoner Edebiyat Haberleri Editör
Bu içerik 2146 kez okundu.
Stoner Koton Kitap

Stoner, bir yaşam öyküsü. Biyografi ya da otobiyografi değil; ama adına kurgu diyemeyeceğimiz kadar gerçek bir yaşam öyküsü…

Yazar kitaptaki bir karakteri, “başarısını yetersiz gören pek çok erkek gibi, fevkalade kendini beğenmişti ve aklını kendisinin önemli olduğu düşüncesiyle bozmuştu” sözleriyle tanımlarken; romanın esas kahramanı olan Stoner, hayatının hiçbir bölümünde kendini beğenmiş biri gibi davranmayarak kendisi için sıradan olan hayatını, okur için sıra dışı hale getiriyor.

Roman, William Stoner’ın, babasının çiftliğinde çalıştığı çocukluk yıllarından başlayarak, üniversitede önce ziraat sonrasında edebiyat eğitimi almasını, öğrencilik yıllarında akrabasının çiftliğinde çalışmak zorunda kaldığı günleri, fakirliğin bütün eksikliklerini yaşamasını ve ardından üniversitede dersler vermeye başlayıp hayatının tamamen değişmesini, aşık olmasını, evliliğini ve aslında herhangi birimizin hayatında bölüm bölüm gayet olağan durabilecek şeylerin, onun hayatında bir araya gelerek onu sıradan bir kahramana dönüştürmesini anlatıyor.

“Üniversitede ikinci yılında, kampüste tanıdık bir simaydı. Her mevsim aynı siyah ince pamuklu takımı ve beyaz gömleği giyiyor, aynı ince kravatı takıyordu; bilekleri ceketinin kollarından dışarı fırlıyordu ve pantolon sanki bir zamanlar başkasına ait bir üniformaymış gibi, komik bir şekilde üzerinden dökülüyordu.”

Stoner, kendini gerçekleştirmenin romanı belki de. Birçoğumuzun içine doğduğumuz hayatı ve değerleri olduğu gibi kabul etmesine, hayallerini gerçekleştirmek bir yana hayal kuracak cesareti dahi kendinde bulamasına rağmen, Stoner ailesinin kendisinden beklentilerine -onları çok sevmesine ve üzmek istememesine rağmen- bir son veriyor. Tarladan daha iyi mahsul almak için ziraat eğitimi alması maksadıyla gönderildiği üniversitede, edebiyat ile tanışıyor. Dil, ifade, kitaplar onun için bir yaşam tarzına dönüşüyor. Ziraat değil edebiyat okuduğunu ailesine itiraf ederken kendisini suçlu hissediyor ki, hayatta çok az şeye sahip olan herkes, beklentilerin dışına çıktığında kendisini böyle suçlu hisseder.

Kendisinin yokluğunda anne ve babası yalnız ve zor bir yaşam sürüyor ve onların birbiri ardına ölümleri üzerine Stoner, hayatı daha iyi anlamaya başlıyor.

“Toprağın yıldan yıla dayattığı bedeli düşündü... Artık hayatlarını verdikleri toprağın içindeydiler ve toprak onları yıldan yıla, azar azar alacaktı. Ve uzun zaman önce kendilerini adadıkları o inatçı toprağın anlamsız bir parçası olacaklardı.”
Stoner
Hayatının bir ölümünde Stoner, kendisinden her haliyle çok farklı olan ve ulaşılmaz gibi görünen Edith’i seviyor. Kararlarının onu nereye sürükleyeceğini neredeyse hiç düşünmüyor. Bir şeyler yapmak istiyor sadece, yaşadığını hissetmek… Edith ile evliliğinin ona huzur sunmasını beklerken, karşılıklı olarak hayatlarını çekilmez hale getiriyorlar.
Edith, bu evlilikteki yerini, hayattaki amacını bulamayan, sürekli kendisini yetersiz gören ve iyi niyetine rağmen sürekli üzülen bir eş oluyor: “Bazı zamanlar kendini bitki gibi hissediyor ve içine işleyecek, onu canlandıracak bir şeyin -acının bile- özlemini çekiyordu.”

Edith, babasının ölümü üzerine, çocukluğunu geçiren evi ziyaret ediyor ve orada çocukluk eşyalarıyla karşılaşıyor. Bu bölümde, bir evlilikte olabilecek en istenmeyen hale bürünen Edith’i kendi masumiyetinde yeniden tanıyoruz.

“Tavan arasından indirilmiş çocukluk eşyalarıyla dolu bir sandığı vardı; on yıldan fazladır dokunulmamış çalışma masasının çekmecelerine göz attı. Şaşkın bir aylaklık havası içinde, sanki dünyadaki tüm zamana sahipmiş gibi, eşyalarını inceledi, adeta bir ayindeymiş gibi dikkatle onları okşadı, evirip çevirdi. Çocukken aldığı bir mektuba rastlayınca, ilk kezmiş gibi, başından sonuna okudu mektubu; unutulmuş bir bebeğe rastlayınca, ona gülümsedi ve yeniden hediye almış bir çocukmuş gibi, yanağının renkli sırsız porselenini okşadı.”
Öyle ki, ilerleyen yıllarda Stoner bir başka kadına aşık oluyor ve bir süre hayatını ikiye bölerek aynı anda bambaşka iki kişi olarak yaşıyor. Katherine, Edith’in ona sunmadığı bütün huzuru ve mutluluğu sunuyor. Ki aslında, pek çok erkeğin bir Katherine’i var. Kiminin kitapları sunuyor o huzuru, kimi için yalnız yaptığı yürüyüşler ya da müzik…

“Tüm âşıklar gibi bol bol kendilerinden bahsettiler. Bu şekilde onları var eden dünyayı anlayabileceklerini sanıyorlardı.”

Stoner’ın hayatı boyunca yitirmediği tek özelliği ise merakı ve öğrenmeye dair heyecanı. Öğrenmek ve öğretmek, iyi bir hoca olmak için zamanını büyük bir bölümünü harcıyor. Çalışma masası, kitaplığı ve yalnız başına uyuduğu kanepesi, Edith için hapishaneye dönüşen evi, Stoner için özgürleştiriyor, aydınlatıyor. Anne ve babasının farklı kişilikleri nedeniyle kötü bir çocukluk geçiren kızları Grace ise, bu yaşam öyküsündeki belki de en önemli karakter… Bütün özgürlük ve huzur hevesine/heyecanına rağmen, hayatlarımızın yine de sadece bize ait olmadığını kanıtlayan bir ayrıntı Grace.

Romanın son bölümünde, yazar Stoner’ı şu sözlerle özetliyor:
“Tarafsızlıkla, mantık yürüterek başarısız gözükmesi gereken hayatına baktı. Dostluk ve dostluğun onu insan ırkında tutabilecek yakınlığını istemişti; iki dostu olmuştu, biri kim olduğu bilinmeden anlamsızca ölmüştü, diğeri artık hayatın öyle uzak saflarına çekilmişti ki… Evliliğin içtenliğini ve dingin, birleştirici tutkusunu istemişti; ona da sahip olmuştu ama onunla ne yapacağını bilememişti ve o da ölmüştü. Aşk istemişti; aşkı bulmuştu ve ondan da feragat etmiş, ihtimaller kargaşasında yok olup gitmesine izin vermişti.”
Üniversitede yaşadığı sorunlar ve evliliği nedeniyle zaten oldukça yıpranan Stoner, kansere yakalanıyor ve hayatının son bölümünü ağrılarla dolu olarak geçiriyor.
“Edith’i çağırması gerektiği geldi aklına; ve o esnada onu çağırmayacağını anladı. Ölenler bencildir, diye düşündü; çocuklar gibi zamanlarını kendilerine saklamak isterler.”

Stoner John Williams Koton Kitap Koton Kitap Yayıncılık Roman
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba