Advert
Advert
Bir Masal ve Hoşçakal
Akın Akar

Bir Masal ve Hoşçakal

Bu içerik 3582 kez okundu.

           “Bana bir masal anlat baba, içinde bütün oyunlar…” diye başlayan şarkı sözlerinde buğulanmıştı gözleri. Sicim sicim gözyaşları yanaklarından süzülürken, kalbinde beyaz bir kâğıt boşluğu buldu. Babasının yokluğuna alışmıştı da varlığına bir türlü tahammül edemiyordu. Babasını kaybettiğinde annesi bebek olduğunu söylüyordu. Bulduğunda ise kendisi bir öğretmen hanım olmuştu.

            Sonra şu sevdiği adam geldi aklına. Biliyordu, kendisinin onu ne kadar sevdiğini de, bilmediği o adamın kendisini hiç sevmediğiydi.

            O genç adamla nasıl, nerede tanıştıklarını hatırlamamakla beraber, çiçek kokularının varlığını unutamamıştı.

Nedir, babasını ilk ziyarete gidişinde karanfiller almaya gitmişti. Hani, kalbinde, babasına karşı sevgiyle ve nefretle karışık duygular vardı. Yine de gönül terazisinde sevgi yanı ağır gelmiş ve kendisini bir çiçekçide bulmuştu. Evet, o genç adam da oradaydı. İkisi de kırmızı karanfil satın almışlardı. Kendilerine gözleriyle inceden bir “merhaba” demişlerdi. Kimseler sessiz konuşmalarını duymamıştı… O genç adam sonraları onu çay içmeye davet edecek, birkaç kitap alışverişinden sonra bir daha telefonlarına dahi cevap vermeyecekti. Onunla görüşmek de istemeyecekti.

O genç adama dair sonradan öğrenecekleri arasında en acı iki şey olacaktı. Birincisi; o gün çiçekçide karşılaştıkları adamın sevgilisine karanfil aldığıydı. İkincisi ise babasının şizofren olduğuydu.

O kadar dolmuştu ki hani “bağır bağır bağırsam” diyordu. “Duyar mıydı, sev(eme)diklerim!”

            Babasının yanına geldi. Karanfilleri başucuna koydu. Ve konuşmak istedi. Yüklemsiz ve çoğunda öznesi eksik olan cümleler boğazında düğümlendi.  Hani dünden bugüne, bugünden yarına sohbet etmek… Nedir ki babasının hastalığı artık her cümlenin başlangıcıydı. Sustu. Sonra şu sevdiği adam geldi aklına, sebepsiz. Ona gidip bir şeyleri anlatsaydı, dinler miydi(n)? Anlar mıydı, otuz beşine gelse de bir küçük kızın babasına olan sevgisini, nefretini, masumiyetini! Ona da konuşamazdı. Hem konuşurken sözünün de kesilmemesini istiyordu. Ve şöyle başladı, ilk ve son mektubuna:

“sana bir ad bulamadım…”

            “Sana bir ad bulamadım. Saçlarıma ak, gözlerime yaş düşürdü bu umarsızlık. Seni örten sözcüğü kucaklayamadım. Nesin sen ve neydin de hayatıma gir(ebil)din… Hayatıma, yüreğime, yazıma nasıl oldu da… Gözü kör edileli, dili taş duvar kesilmiş, sessiz çığlıklarına hapsolmuş bir yüreğin, görüş günündeki tek ziyaretçisi olabildin, beklenen.

            Çatlakları vardı yüreğimin duvarlarının. Gece titrek ay ışığı sızan çatlakları. Yakamoza sarıldıkça umuda, mutluluğa, geceye, acı gülüşlere, dikenli öpüşlere değen bir yürek benimkisi…

            Hâlâ saklı bir yerde o göremediklerin, o bilmediklerin, acılar… Hâlâ kaldı bir yerde o hissetmediklerin, hiç sezmediklerin, içimdeki aşk… Bilir misin, nasıl olur insan, nasıl olur aysız gece yalnızken. Üşüdüğünü sanarsın aniden, ağladığını duyarsın birinin içinde hıçkırarak sessizce… Ellerin, ellerin… Ellerin, cennetindi benim. Gözbebeklerinde kendimi görmek istedim, istedim bir sabah… Güneş doğarken “güneş’e” gülümsemek, güneş batarken başımı omzuna dayayıp kapamak gözlerimi dünyaya… Kapkaranlık bir gecede saçların ellerimde, ay ışığının ışığı yansırken kirpiklerinden yüzüme, sabaha kadar yanında uyumak isterdim bir gece… Sessizce…

            Ve sonunda işte sen, beklediğim mucizeydin. Yitik hüzün tanımlamasındaki esrardın efsunlu. Bunu itiraf etmem ve bu burgacın içinde oluşun farkındalığına, yitirdiğim “asi” çocuğun ardında kalışımla vardım. Sen asi ve mavi bir deniz, çırpınan dalgalı bir Karadeniz… Ve o zaman inandım, tüm inanmışlıkla… Sen, sen bir babaydın, sığınılabilecek bir liman, lodostan koruyan. Bir annenin, şefkatli bakışlarıydı gözlerindeki sıcaklık. Sen, cana can katan kardeştin, candın ve candan öteydin işte. Uzun uzun anlatamıyorum, zaten yanındayken kırdığım potlar gibi, dilim tutuluyor, lâl kesiliyorum.

Ama tek bildiğim sen aşksın. Oysa ben hiçbir zaman senim mucizen olamayacağımı biliyorum…”

 

Akın AKAR

Eğitimci - Yazar

Sınıf Öğretmenliği

akinakar88@hotmail.com

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba