Yedi İklim Dergisi'nden Seçtiğimiz Mısralar
Cihat Şit

Yedi İklim Dergisi'nden Seçtiğimiz Mısralar

Bu içerik 1773 kez okundu.

toprağa, ataya ve tanrıya alışmış onlar
denizler muhacir olsa değişmez
oyun bilse hicret etse çocuklar
aşk şaşırtır onları

hasan selami binay (o bir leyla ile mecnun haikikati)

 

merd-i kâmil idi hakk_ derdi hak’dı derdi hak
geldi hakd’dan erdi hakk’a derdi hak’dı derdi hak

nihat hayri azamat (baha bey için beyitler)

 

mermi sıcaklığında tenhalık
kumların üzerinde bir araya getirilmiş
parçalardan kırık bir tabak
üstünde pişiyor gibi
taştan yemekler
içimizde büyüyen
gülümseyiş

şakir kurtulmuş (kırık tabak)

 

sözlük aralarında yürüyerek
bir ayraç gibi duran merhameti
uyandıralım

özcan ünlü ( tütün kokusu)

 

hamdık yollarda
yollarda yandık
birer ikişer yittik
gölgemizle barışamadığımız dünyada

suavi kemal yazgıç (hayat)

 

edindiğimiz ‘bir’ den geride her şey ölümdü
ölüydü ölümlülerin en ince tebessümü
hükümler hep gerçekleşirdi, gülüşle zilleti

....

insanlar çeşitli tanrılar buldular, hamurdan ve paradan

ethem erdoğan ( elâ bentleri vıı)

 

öğretemem gitmelere güneşin eşikten atlayışını
nereden başlayayım her taraf dolu – kırık-

...

herkes rüyasının efendisi
tanışalım mı demiştin kalsın
yeni bir intiharı kadıracak gücüm yok

ümit zeynep kayabaş (7:40 vapuru)

 

sesini sesime değdiriyorum
kadifesin, tülsün, kelebeksin
bıçağı saplayan çıkarsın

sulhi ceylan (duru bir umut)

 

ama mutfak tezgahındaki
gökkuşağının lekesi
gibi birşeyler de olmalı
ayakları yere değen
yahut tramvay duraklarında binlercesi
gibi bekleyen?

berat bıyıklı (unutma)

 

durdum güldürdüm ve hooop
bir alay daha sayın seyirciler
sevmeyin düşersiniz dile diyenlere
sarı lira altın versinler

hatice çay (palyaço)

 

her musibet başına gelen bir nimet
kralları köleleştiren güçten uzak ol üzülme

ishak aslan (def’i ahzan)

 

gözlerin
dünyamın en özlü sözü

...

tarihi tarih eden
gözlerin de olmasa
kördük şu sağır aynasızlıkta
optiğin en fazla
geliştiği bu çağda

seccadeler dipdiri
secdeler paramparça

bilal yavuz (kokteyl saati)



kutsal metinleri tahrife ne hacet!
insan, genleriyleoynuyor insanlığın.
parazit semire semire balinayı yutar da
insan nasıl fark etmez beynini kemireni?

...

mekan tutmuş eşkıya
haraç keser ata dede yurdunda
iyice belledim ki ya siz ya siz
bu mekandan gideceksiniz

ömer hatunoğlu (devlerle savaşan şövalyeler devri bitti)

 

o güldüğünde ağzından bir ipek elbise dışarı çıkar
ama biz onu asla giymeyiz

...

bir zamanlar bir melek, bir duyuru yapmış
ona, yanlış adrese sahip olduğunu söylemek imkansız

koray feyiz (kurt maskesi)

 

aynı gün döngüsünü vaktin eskimesi bilmeyişin
her anı yeni her yeniyi ezber edişin
sözlükte kaskatı duruşunu soyup,
giyinmeyi öğreten söz ehlinin
sunulduğu geleceğe bir zeytin dalı

leyla arsal (zeytin dalı)

 

ve öyle bir sözlük var ki elimde
her kelimenin manası bir küfre gülümsüyor
dünya dönüyor ve yeni bir sela zıplıyor omuzlarından dedelerin

...

en azından herşey ırmaktan akıyor diye
sudan beklememeliyiz ya da ateşe bağırmak yerine
onu susturabiliriz bir kereliğine kapat çeneni demeden
yani ağzını burnunu kıralım demek istiyorum

...

sen sus şair!
sana kalsa canımızı topraklar alıyor

muhammed enis özel (şairin meselesi)

 

ne?
daha ne olsun
ölüyor öldürülüyoruz

...

kim?
sen-ben, siz- biz
o ve onlar değil...

ahmettahsin erdoğan (5n 1k)

 

enseden üfledi şeytan, “saf saf durma”
döndü binlerce sıfat sol yana
yapışıp kapalı kapılara bismillah
niyet ettik ya bir koltuk ya bir boş şerit
durma saf saf, durma, saf olma

vefa lök (asflat dervişi)

 

bir gece kim sahili yok kapkaranlık saçları
uykusu dipsiz derin efkarlanır deryayı gör

emrullah yakut (sürgün gazel)

 

utanmadan ağla. dünyaya değil tanrıya.
şimdi ne geceyi görebiliyorum ne de gündüzü.
bir kibrit ile gel göreyim yüzünü.

cemile ukba dilber (ölüm ayı)

 

masumu tutsak eden mumları üfledin
okyanusun soğuk berrakalığında
korsan sakallı papazlar tanıdın

mustafa yıldız (güz tiryakisi)

 

toplandım abaküs kırdım
çarpıldım tesbih kopardım
bölündüm, hep bölündüm keskinliğe

emine esra haksal (acziyet güncesi)

 

annem “alırım seni ayağımın altına”
dediği zaman
aklım erince kemale anladım
meğer anne öfkesi bile bir duaymış

...

aziz memleketin anahtarları
annemin ayaklarının altında saklıymış

erdem saçlı (anne öfkesi)

 

cellatlık bazen
cevap bulmaktır beşere
mahşere
yargısız insaf edin
ey cellatlar

cihat şit (cellatlar)

 

şimdi herşey
biraz daha kallavi ve basitize
nerden baktıysam
hep yanılgılar dünyası
oysa bırakmak geldi içimden
içimdekileri gizli bir şekilde

zeki altın (rüzgar şiiri)

 

 

toprağa, ataya ve tanrıya alışmış onlar
denizler muhacir olsa değişmez
oyun bilse hicret etse çocuklar
aşk şaşırtır onları

hasan selami binay (o bir leyla ile mecnun haikikati)

 

merd-i kâmil idi hakk_ derdi hak’dı derdi hak
geldi hakd’dan erdi hakk’a derdi hak’dı derdi hak

nihat hayri azamat (baha bey için beyitler)

 

mermi sıcaklığında tenhalık
kumların üzerinde bir araya getirilmiş
parçalardan kırık bir tabak
üstünde pişiyor gibi
taştan yemekler
içimizde büyüyen
gülümseyiş

şakir kurtulmuş (kırık tabak)

 

sözlük aralarında yürüyerek
bir ayraç gibi duran merhameti
uyandıralım

özcan ünlü ( tütün kokusu)

 

hamdık yollarda
yollarda yandık
birer ikişer yittik
gölgemizle barışamadığımız dünyada

suavi kemal yazgıç (hayat)

 

edindiğimiz ‘bir’ den geride her şey ölümdü
ölüydü ölümlülerin en ince tebessümü
hükümler hep gerçekleşirdi, gülüşle zilleti

....

insanlar çeşitli tanrılar buldular, hamurdan ve paradan

ethem erdoğan ( elâ bentleri vıı)

 

öğretemem gitmelere güneşin eşikten atlayışını
nereden başlayayım her taraf dolu – kırık-

...

herkes rüyasının efendisi
tanışalım mı demiştin kalsın
yeni bir intiharı kadıracak gücüm yok

ümit zeynep kayabaş (7:40 vapuru)

 

sesini sesime değdiriyorum
kadifesin, tülsün, kelebeksin
bıçağı saplayan çıkarsın

sulhi ceylan (duru bir umut)

 

ama mutfak tezgahındaki
gökkuşağının lekesi
gibi birşeyler de olmalı
ayakları yere değen
yahut tramvay duraklarında binlercesi
gibi bekleyen?

berat bıyıklı (unutma)

 

durdum güldürdüm ve hooop
bir alay daha sayın seyirciler
sevmeyin düşersiniz dile diyenlere
sarı lira altın versinler

hatice çay (palyaço)

 

her musibet başına gelen bir nimet
kralları köleleştiren güçten uzak ol üzülme

ishak aslan (def’i ahzan)

 

gözlerin
dünyamın en özlü sözü

...

tarihi tarih eden
gözlerin de olmasa
kördük şu sağır aynasızlıkta
optiğin en fazla
geliştiği bu çağda

seccadeler dipdiri
secdeler paramparça

bilal yavuz (kokteyl saati)

 

kutsal metinleri tahrife ne hacet!
insan, genleriyleoynuyor insanlığın.
parazit semire semire balinayı yutar da
insan nasıl fark etmez beynini kemireni?

...

mekan tutmuş eşkıya
haraç keser ata dede yurdunda
iyice belledim ki ya siz ya siz
bu mekandan gideceksiniz

ömer hatunoğlu (devlerle savaşan şövalyeler devri bitti)

 

o güldüğünde ağzından bir ipek elbise dışarı çıkar
ama biz onu asla giymeyiz

...

bir zamanlar bir melek, bir duyuru yapmış
ona, yanlış adrese sahip olduğunu söylemek imkansız

koray feyiz (kurt maskesi)

 

aynı gün döngüsünü vaktin eskimesi bilmeyişin
her anı yeni her yeniyi ezber edişin
sözlükte kaskatı duruşunu soyup,
giyinmeyi öğreten söz ehlinin
sunulduğu geleceğe bir zeytin dalı

leyla arsal (zeytin dalı)

 

ve öyle bir sözlük var ki elimde
her kelimenin manası bir küfre gülümsüyor
dünya dönüyor ve yeni bir sela zıplıyor omuzlarından dedelerin

...

en azından herşey ırmaktan akıyor diye
sudan beklememeliyiz ya da ateşe bağırmak yerine
onu susturabiliriz bir kereliğine kapat çeneni demeden
yani ağzını burnunu kıralım demek istiyorum

...

sen sus şair!
sana kalsa canımızı topraklar alıyor

muhammed enis özel (şairin meselesi)

 

ne?
daha ne olsun
ölüyor öldürülüyoruz

...

kim?
sen-ben, siz- biz
o ve onlar değil...

ahmettahsin erdoğan (5n 1k)

 

enseden üfledi şeytan, “saf saf durma”
döndü binlerce sıfat sol yana
yapışıp kapalı kapılara bismillah
niyet ettik ya bir koltuk ya bir boş şerit
durma saf saf, durma, saf olma

vefa lök (asflat dervişi)

 

bir gece kim sahili yok kapkaranlık saçları
uykusu dipsiz derin efkarlanır deryayı gör

emrullah yakut (sürgün gazel)

 

utanmadan ağla. dünyaya değil tanrıya.
şimdi ne geceyi görebiliyorum ne de gündüzü.
bir kibrit ile gel göreyim yüzünü.

cemile ukba dilber (ölüm ayı)

 

masumu tutsak eden mumları üfledin
okyanusun soğuk berrakalığında
korsan sakallı papazlar tanıdın

mustafa yıldız (güz tiryakisi)

 

toplandım abaküs kırdım
çarpıldım tesbih kopardım
bölündüm, hep bölündüm keskinliğe


emine esra haksal (acziyet güncesi)

 

annem “alırım seni ayağımın altına”
dediği zaman
aklım erince kemale anladım
meğer anne öfkesi bile bir duaymış

...

aziz memleketin anahtarları
annemin ayaklarının altında saklıymış

erdem saçlı (anne öfkesi)

 

cellatlık bazen
cevap bulmaktır beşere
mahşere
yargısız insaf edin
ey cellatlar

cihat şit (cellat)



şimdi herşey
biraz daha kallavi ve basitize
nerden baktıysam
hep yanılgılar dünyası
oysa bırakmak geldi içimden
içimdekileri gizli bir şekilde

zeki altın (rüzgar şiiri)

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba