Advert
Advert
Uçan Üniversite | Ümit Şimşek
Emrah Adaklı

Uçan Üniversite | Ümit Şimşek

Bu içerik 2343 kez okundu.

 

1860’LI YILLARDA POLONYA’DA EĞİTİM VE YÜKSEKÖĞRETİM

“Bağımsızlık mücadelesi denince, akla savaş meydanları gelir. Gerçekten de, hemen her milletin tarihinde kanla yazılmış bağımsızlık destanları vardır. Ancak ilim, irfan, kültür ve sanat alanında bir bağımsızlık mücadelesini topyekûn bir şekilde ve uzun bir süre omuzlayan milletlere pek sık rastlanmaz. Polonyalılar tarihin bu pek seyrek başarılarından birine imza atmış bir millet olarak bugün ayakta duruyor.”
Sömürgeci ordularını bilim ve sanatla tarihe gömen ender bir millet olan Polonyalıların ders alınası bağımsızlık mücadelelerini Ümit Şimşek’in benzersiz yorumuyla okumak gerçekten harikaydı. Yeterince yalın, yeterince ciddi, yeterince samimi ve mahcup bir üslupla destansı bir hikâye birleşince böyle bir eser oluşmuş. Kitabın bitmesini istemedim, keşke daha uzun olsaydı dedim.
Hakikaten çok büyük dersler çıkarabileceğiniz bir hikâye. Belki şaşıracaksınız ilim ve sanatla bağımsızlığın kazanılmasına ya da insanların bu milliyetçi ruhlarına; ama bu alkışlanası mücadeleyi sizlerin de takdir edeceğini düşünüyorum.
İsyanla, propagandayla, ayaklanmayla ya da siz nasıl isimlendirirseniz onunla bir şeyler başarmaya çalışan Polonyalıların, her defasında son derece kanlı bir şekilde mağlup edilmeleri; teslim olmak yerine, son derece sistemli ve harikulade bir projeyle, ilim, irfan yardımıyla başarı elde etmesine olanak sağladı, onları bu tip bir yola teşvik etti denebilir. Tabi ki bu yola gidişin tek sebebi bu değildi. Sömürgeci devletlerin Polonya’yı ortadan kaldırmak için kurdukları her tuzak onları bezdirmek yerine içlerindeki nefreti daha çok besledi ve Polonya ender görülen bir başarıya imza attı.
Her dalda çok başarılı isimler yetişti. Müzikte hemen herkesin tanıdığı dünyaca ünlü müzisyen Chopin o devirde kendini gösterdi. Bir Polonyalı olan Chopin, bu isyan projesinin bir ürünüydü. Birçok bilim adamı, birçok yazar ve şair ortaya çıktı bu dönemde. Halkın tamamı bilim ve sanata sıkı sıkıya sarılmıştı.
Uzun yıllar, zorlu zamanlar geride kaldı; Polonya tekrar bağımsız bir devlet oldu. Dert, tasa, sıkıntı bitti derken; Amerika içten çökerten stratejisini adeta bir zehir enjekte eder gibi Polonya’nın bileklerine aşıladı. Ne zorbalık ne de bir başka kaba kuvvet kullanarak yaptı bunu... Amerika öyle bir yol izledi ki; Polonyalılar işgal altındayken zorla öğrendikleri yabancı dillere ilgi duymaya ve kendi rızalarıyla öğrenmeye; tabelalarında vs. o dillerden alıntılar yapmaya başladılar.
Yabancı kanallar kapladı televizyonlarını. Hatta öyle bir an geldi ki yerel kanallar kısıtlandı. Giyim kuşamı, yaşam tarzını, insanların ne yiyip ne içeceklerini, ne izleyeceklerini, hangi şarkıları dinleyeceklerini onlar belirler oldu... Polonya bağımsızlığını elde etti ama sömürgeci devletler de istediklerini elde ettiler ve tüm çabalar boşa gitti...
Tanıdık geliyor değil mi? Polonyalıların içten fethedilmesi çok yakınlarınızdaki bir şeyleri anımsatıyor sizlere... Türkiye’de, herhangi bir şehirde yürürken tabelalara bakın... Mağaza isimlerine, dükkânlara, hatta bakkallara bile bakın! Çevrenizde ne kadar yabancı kelime görüyorsunuz? Ne kadar yabancı ürün tüketiyorsunuz? Yabancı kanal ve müzikler ne kadar revaçta? Ya giyim kuşamımız, her şeyin ne kadar değiştiğinin ve yaşam tarzımız da dahil ne kadar yabancılaştığımızın farkında mısınız?
Ümit Şimşek’in ele aldığı Polonya tarihinde yaşanan bu olaylar şu an yaşadığımız coğrafyada bulunduğumuz durumun adeta bir aynası durumunda. Bu nedenle kitabı okumanızı ısrarla ve hararetle tavsiye ediyorum. Medeniyet ve kültürümüzü korumak adına ibret alacağımız ders notları durumundaki bu eserden mahrum kalmamak gerekir düşüncesindeyim.
KIZ ÇOCUKLARININ ZAFERİ

Kız çocuklarının eğitim görmeleri tarih boyunca sürekli engellenmiş. Bunun en somut örneklerine Batı topluluklarında rastlanıyor.
Avrupa’da asırlar önce kız çocukları okutulmadığı için Nawojka isimli Polonyalı bir bayan, erkek kılığına girerek Krakow Üniversitesi’ne kayıt yaptırmış ve bir gün tesadüfen bu durumu ortaya çıkınca halk tarafından ‘cadı’ diye nehirde boğulmak istenmişti. İşte Uçan Üniversite, 1860’lı yıllarda Polonyalı Dawidowa isimli bir bayanın öncülüğünde yükseköğrenim görmek için can atan bayanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan bir yeraltı akademisi idi. Uçan Üniversite modelinde bayanlar ülkenin önde gelen ilim adamlarından, felsefecilerinden, tarihçilerinden, edebiyatçılarından kendilerini destekleyen kimselerin evlerinde toplanarak ders alıyorlardı.

Uçan Üniversite, Polonya’yı işgal eden Rus ve Almanların Polonya kültürünü tümüyle tarihten silme çabalarına karşı Polonyalıların toplumsal bir şuur halinde yazdıkları destan oldu. Uçan Üniversite’nin kampusu, arsası, binası yoktu. Rus polisine yakalanmamak için bir evden diğerine sürekli hareketlilik olduğu için Uçan Üniversite ismiyle anılmıştı. Uçan Üniversite’nin kursları matematikten tarıma, felsefeden edebiyata kadar çok geniş bir yelpazede seyrediyor, bunlardan her biri için haftada iki saat ders düzenleniyordu. Sınıfların toplandığı evlerden bazıları sadece sınıf değil, aynı zamanda laboratuvar hizmeti de görüyordu. Durumu müsait olan öğrencilerden cüzi bir ücret alınıyor, öğretmenlere de sembolik bir para veriliyordu. 6 yıl süren bu eğitimden sonra öğrencilere de diploma alıyordu. Yasal üniversitelerden farklı olarak burada öğrenciler öğretmenden az şeyler bekleyerek daha çok kendi kendine çalışmalara yöneliyordu. Bunun sonucu olarak da ansiklopedik ders kitapları modeli ortaya çıktı.

Uçan Üniversite’de okuyanlar matematiğin, fiziğin, biyolojinin, tarihin, felsefenin, edebiyatın, müziğin en ince ayrıntılarıyla yıllarca boğuştular. Birkaç satırlık bilgi için evden eve dolaştılar. İlim öğrenirken suçüstü yakalanmanın işkence, hapis veya Sibirya’ya sürgün edilme gibi bedelleri vardı. Polonyalı kadınlar bunu göze aldı ve 30-40 sene öncesine kadar Polonya diye bir ülke ortada yok iken bugün gelişmiş bir ülke ortaya çıktı. Uçan Üniversite’nin ne kadar faydalı olduğunu anlamak için mezunlarına bakmak yeterliydi. Dünyada Nobel Ödülü alan ilk bayan olma özelliğini taşıyan Marie Curie hem de 1903 ve 1911 yıllarında iki kez Nobel Ödülü alarak büyük bir başarıya imza atmıştı. Uçan Üniversite sadece bayanlara değil erkeklere de hizmet etti. Papa 2. John Paul da Uçan Üniversite’de okumuştu.

Uçan Üniversite, Polonya’da sömürgeci ordularını bilim ve sanatla tarihe gömen bir milletin akıllara durgunluk veren sivil direnişinin macerasıydı. Uçan Üniversite modelini yazar Ümit Şimşek kitap haline getirdi. Ümit Şimşek, neden böyle bir çalışma yaptığını şöyle anlatıyor: “Bir kitap okurken Nobel ödülü alan Marie Curie’nin hayatından bir iki satırlık bir yer dikkatimi çekti. Sonra derinlemesine inceledim, oradan böyle bir kitap çıktı.” Şimşek, eğitimleri engellenen insanların mutlaka bir çıkış yolu bulduğunu ve Uçan Üniversite modelinin bunun en güzel örneği olduğunu söylüyor.
 
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba