Çıkmazlar
Beyza Hilal Nur Dindar

Çıkmazlar

Bu içerik 2379 kez okundu.
Yazma yeteneğim elimden alınmış hatta çalınmış gibi hissediyorum. Sesimde bir şey var. Ne olduğunu bilmediğim için şey diyorum ben ona. Bir kelime de bulamadım, uyduramadım da haliyle.Çok değil, aradan toplasam 365 gün geçmemiştir belki de...Evet 365 gün.Belki 365 gün tam olarak bir yıl olmuyor bu konuyu sizinle tartışacak değilim.
 
Mutlaka bir yerinde takılan bir CD olur o izlediğim filmleri baştan sararım, baştan sarar sarar izlerim.Takıldığı yere kadar izlerim.Yine aynı sahne çocuk bir lokantanın önünden geçiyor ve yine parası yok bakıp geçiyor yine...Çok da iştahlı bir insan değilim yiyip içmeyi sevmem. Tabağımda boğazıma dizilmeyen nimetlerden bahsediyorum size.Boğazıma dizilmeyen tabağımda dizili.Dışarıda kömür kokusu boğazımı yakıyor.Varoşluğun kokusu gibi bakıyorlar.En azından tüten bacalar var buna şükrediyorum mesela.
 
Dışarı çıkıyorum ama işim yok, acelem varmış gibi davranıyorum. Biri bana sesleniyor duymamazlıktan geliyorum, fesleğen kokusu... Ansızın bir fesleğen kokusu vuruyor yüzüme. Eskiye dair. Her masada bulunan dokunulmadıkça koku vermeyen bir fesleğen. Tekrar sesleniyor her kimse. Ben koku vermek istemiyorum.
 
''-Efendim?''
 
''-Nereye böyle kaçar gibi selam da mı yok?''
 
Ne cevap versem diye beynimin her karışını yoklarken ağzımdan çıkıveren iki kelime...
 
''-Cumaya gidiyorum.''
 
Bir kahkaha giriyor araya ben cenaze evi gibiyim.Ne var demek ister gibi bakıyorum yüzüne.
 
''-İyi de bugün cuma değil.''
 
Hangi günde olduğumuzu gerçekten bilmiyorum tarihi bilmiyorum sadece yıl 2017.
 
''-İyi o zaman camiye gidip ayakkabılarımı çaldırmak geldi içimden.Ayakkabılarım olmadığı için de camiden çıkmadan dua edeceğim. Kapatacağım kendimi ruhbanlar gibi oldu mu?''
 
''-Ne bu sinir sabah sabah! Hep bize bu tavrın.''
 
Sırtımı öyle dönüyorum ki kaburgalarıma anlatsın ne anlatacaksa.Duyarsam da mezarımda kemiklerim ters dönsün.Bana yaramıyor konuşmak, konuşmak istemiyorum.Sesimde bir şey var konuşmak istemiyorum.Konuşmaktan nefret ediyorum.Evet biri benimle aynı yolda yürüsün ama konuşmayalım.Neden, nereye sormasın, mevzuyu uzatmasın.Rafa kaldırsın her şeyi mümkünse o rafta tozlansın tozu duman katsın ve kaybolsun rüzgarla.
 
Çok şey istiyormuşum gibi hayattan bir de böyle benden bir şeyler isteyenlere evet diyorum ''Evet, sana yardımcı olacağım'' bir kez ''Hayır'' diyememişim kimseye neden ben hayır diyemiyorum neden ben hayır deyince herkes evet demek zorundaymışım gibi davranıyor?Neyse canınız nereye isterse cehenneme bile demiyorum.Anlıyor musunuz bende ne kadar yoksunuz ne kadar var olmamışsınız!
 
Sokak merdivenlerini ikişer üçer atlayarak iniyorum.Çocukken merdiven basamaklarını sayardım şimdi sadece atlayarak iniyorum.Çünkü büyüyünce saymak değil atlamak mutlu etmeye başladı.
 
Yine aynı kaldırım yine aynı sokak bu kez karşılaşacağız diyorum kendime...Hadi bismillah! Olacak bu kez göreceğiz birbirimizi. Olmuyor yok. Sokak köşesinde olta atacak değildim. Umurumda değil diyerek kendimi kandırmaya çalıştım.Çektim gittim oradan da ceketim sırtımda.Ama umurumda evet hemde çok umurumda.
 
Eskiden radyoda devamı yarın hikayeleri varmış.Ben şimdi size devamını anlatmayacağım.Devamı yarın da değil.
 
Hani dantel dolu evler olur ya işte o benim.O muazzam tablolarla döşenmiş zengin evlere inat o orta gelirli ailelerin tablo yerine evin her yerine iliştirdiği dantel benim.Annelerin ilmek ilmek işeyip gözlerini bozduğu, güç bela ütülediği, hevesle serdiği, kolaya yatırdığı dantel benim.O dantel dile gelse konuşsa benim gibi konuşur.Bunca zahmete ancak benim kadar adam olur o dantel.
 
Sahile indim.Bu şehirde yapılacak en iyi şey bu belki de...Eskiden babam kız kardeşimle beni balıkçı olan bir arkadaşına götürürdü.Kasa kasa balık alırdık, babam balıkçılarla sohbet ederdi, ben kız kardeşimle ekmek arası helva yerdim.Dalgalar hırçınlaştığı zaman tekne sallanırdı.Bir gün kız kardeşimin yüzüne tekne sallanırken denizden bir kaç damga su gelmişti.Kız kardeşim döndü babama ''Deniz bana tükürdü baba'' demişti.Sanki deniz tükürdü diye babam denize kızacak, denizi dövecek.Babam da güldü haliyle.Benim de aklıma geldi şimdi güldüm.
 
Gülümseyerek bakıyorum denize...Sanki mutluyum.Diğer insanların hafızalarına denize gülerek bakan bir kadın var çok mutlu olarak kazınacak ama işin aslı öyle değil.O hafızanıza kazınan mutlu fotoğrafın bir de negatifi var götürün beni hastahaneye alın bir röntgen bakın o ciğerlerimin haline bakıp bakıp ağlarsınız.Hepinizi anlıyorum da ciğerler bitti bende.
 
Franz Kafka'nın bir romanı var, ne bir romanı bir sürü romanı var da ben Dava'dan bahsediyorum size.Hani o romanda neden cezalandırıldığını bilmediğiniz bir karakter var Josef K.Dikkat ederseniz doğru düzgün bir ismi bile yok bu karakterin, Josef K sadece.Özgürlük kavramını sorgulatıyor size roman.Neyse bende kendimi cezalandırıyorum.Bir ceza sahası içindeyim ama neden kendimi cezalandırıyorum bilmiyorum.Sürekli kırmızı kart, seyircisiz maç, boş tribün.Özgürlüğümü de sorguluyorum.Özgürlüğü de sorguluyorum.Neyse umarım Kafka bu gece rüyamda ne zorun var benimle diye karşıma çıkmaz.Kaderimi Kafka yazıyormuş gibi his.
 
Denizi seyrediyorum.Şimdi evde olsam ne yapardım diye merak ediyorum.Sıcak bir çay demlerdim, pijamamın üzerine çoraplarımı çeker film falan izlerdim.Aslında çay demleye erinir, buzdolabının kapağını açar şöyle bir bakar kapardım gerçeği bu.
 
Sahilde yürümeye başladım.Banka uzanan üzeri pejmürde yaşlı bir adam vardı.Herkes gibi acıyıp üzülen gözlerle bakmayı tercih ettim.Bu soğukta yaması bile olmayan bir ceket ve yırtık bir ayakkabı.Dikiş tutmayacak yırtıkları vardı üzerinde.Ben öyle acıyan gözlerle bakınca o da baktı haliyle ama ''Ne bakıyorsun'' der gibi baktı.Ne bakıyordum bende bilmiyordum.Elimi cebime attım ayakkabılarımın ucuna baka baka yürümeye başladım sonra.
 
''-Bir dal sigara'' dedi arkamdan.
 
Dilenci olsa para isterdi ama sigara istedi.Benim herhalde sigara içen bir tipim var dedim.Uzattım sigarayı.Yüzüme baktı ''Eeee çakmak?'' dedi.Ben afalladım çakmağı da uzattım haliyle.Geri uzattı çakmağı ''Kalsın'' dedim.
 
Kibritçi Kız geldi aklıma son kibritini yakarak can veriyordu kışın ortasında.Çakmağın son çakışıyla bu soğukta dedim kendi kendime...Çakmağın son çakışıyla bu soğukta! Belediye evsizlere yardımcı olmuyor muydu bu soğukta? Dikiş tutmayacak yırtıklar, adam, çakmak, belediye...
 
Yüzüm asıldı gülmüyordum artık.Kibritçi kız moralimi bozdu.Belediyeyi aradım telefonu oradan oraya aktardılar sonunda söyledim ya içimde kalmadı.Omzumda yük gibi hissettim soğukta kalan birini.Omzumda bir kış bir de soğukta kalanların izi kalmasın istedim belki de.Herkes gibi davrandım belki de.Kim olsa aynı şeyi yapardı dedim kendime.Kim olsa peki ya ben kim?
 
Eve doğru gitmeye karar verdim bu kez elimi eve gitmek için cebime atıyorum.Acelem varmış gibi hızlı hızlı yürümeye başladım.Trafik ışıkları, hızla giden arabalar, karşıdan karşıya geçerken koşan teyzeler ışıkların sonunda pamuk şeker, acı badem satan amca.Tamam herkes yerli yerinde ama ben evimde değilim.Eve gitmem lazım.Turuncu bir şeyler gidiyor seyyar tezgahta.Turuncu bir şeyler...Mandalina tabii ki.Yarım kilo mandalina dedim.
 
''-Portakal da vereyim mi ablacım?''
 
''-Yok abi.'' dedim.Abili ablalı yarım kiloyla kapadık mevzuyu.Aldım poşeti eve doğru gidiyorum.Mandalina portakalın yavrusu değil anladık, peki greyfurt portakalın nesi oluyor?
 
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba