Milena'ya Mektuplar | Franz Kafka
Cihat Albayrak

Milena'ya Mektuplar | Franz Kafka

Bu içerik 1405 kez okundu.

NOT: Beni bu kitapla tanıştıran, sevgili eşim ve Hayal Bilgisi Edebiyat Dergisi'nin editörü Ayşe Ünsal hanımefendiye teşekkür ediyorum.

Üç aydan fazla süredir Milena'ya Mektuplar'ı okuyordum. Bazı kitaplar, insanın hayatına eşlik ediyor. Bu o kitaplardan biri.

Çorum'a geldi benimle. Neredeyse her gün okula gittik birlikte Erciş'te. İnternetteyken, gazete okuyorken, uyuyorken, kahvaltı yapıyorken yanı başımdaydı.

Çünkü, ancak bu şekilde, tamamı mektuplardan oluşan ve hacmi 370 sayfa kadar olan bir eseri insan anlayabiliyor. Orada olmak gerekiyor, mektupların yazıldığı masada bir toz zerresi olmak, ya da kalemdeki mürekkep...

Mektupları, kendin kaleme alıyormuşsun gibi okumak ve sana yazılmışlar gibi duymak, yorumlamak gerekiyor.

Mektup, empati yeteneğini geliştiren bir edebi türdür bu nedenle.

Kafka'yı anlamak ise ne mümkün!

Harikulade bir hayal gücü olan bu dehanın mektuplarından onlarca alıntı yaptım ve yorumlarımla birlikte sunuyorum takdirinize!

İnsan bazen yaşadığı şehre yabancı olmak istiyor. Ya da yaşadığı şehrin kendisine yabancı olmasını. Selamsız yürüyebileceği yollara ihtiyaç duyuyor.

Bir mektubu alaladelikten kurtaran çok fazla öğe var Kafka'nın mektuplarında. örneğin, betimlemeler ve duygular yanyana cümlelerde yer alıyor. Farklıca duyulara hitap ediyor sözcükler. Nispeten kısa, öte yandan hızlı okunamayan cümleler var. daha ilk mektupta, farklılığını hissettiren, farkındalık uyandıran bir üslup;

Kertenkeleler ve kuşlar -birbirine hiç benzemeyen bu ikili-

İnanılmaz bir incelikle, zarif bir ruh ve düşünüş ile kaleme alınmış cümleler ve aynı güzellikteki sözcüklerle hitap ediyor sevgiliye. Böylesine düşünceli ve önemseyen bir tavrın yalnızca kağıt üzerinde olacağı, gerçek hayatta durumun böylesine yoğun olamayacağı düşünülebilir. Ve mektupların -ki aynı zamanda aşkın da- sahibi, samimiyetsizlikle suçlanabilir. Ama buna rağmen kağıt üzerinde, aşk'ı bu noktaya vardıran bir kişiden, gerçek hayattaki herhangi bir kişiden daha az bir incelik de bekleyemeyiz herhalde.

Fakat yazdıklarımla sizi bir şekilde incitmiş de olabilirim (bütün dikkatime rağmen böyle bir şey olduysa gerçekten kaba biriyim demektir).

Kafka, hayatı görebilen birisi. Gözden kaçırdığımız ayrıntıları görmüyor. Bilakis, ayrıntılara takılan insanın, unutmaya başladığı temel gerçekleri görüyor. Yorumluyor. Müthiş bir hayal gücü ile yorumluyor ve cümleler insanı korkutacak derecede yaratıcılıkla sunuyor bu gerçekleri bize.

Gerçekten, hasta olmanız değil beni korkutan, bu rahatsızlığı tetikleyen şeyin ne olduğu...
Yalnızca, o zamanlar hastalığın bendeki keyfiyeti için zihnimde tertiplediğim ve daha pek çok duruma da uyan açıklamayı düşünüyorum. şöyle ki; beyin kendisine tahmil edilen huzursuzluk ve acılara dayanamaz hale gelmişti. Şöyle diyordu: "Pes ediyorum, eğer burada bütünün korunmasıbı birazcık önemseyen biri varsa, benim yükümün bir kısmını üzerine alsın ve böylece bir süre daha idare edelim." Böylece akciğer bu göreve talip oldu, bunu yapmakla çok şey kaybetmeyeeckti herhalde. Beyin ve akciğer arasında benim bilgim dışında yapılan bu pazarlıklar müthiş geçmiş olmalı.
Milena, Kafka'nın bir romanını tercüme ediyor ve bu duruma Kafka'nın yanıtı şöyle oluyor:
Eğer uykunuzun bir dakikasını bile çeviri için feda ederseniz, eğer ederseniz, beni lanetlemiş olacaksınız. Bu durum bir mahkemeye taşınıverse, fazladan araştırma yapmaya gerek görülmeden hemen karara bağlanacaktır: Onun uykusundan çaldı.
Sevgiliyi, sevileni anlaşılması gereken bir şey olarak görmek... Onu, kendisine benzetmemek için çabalamak. Onu 'O' olarak kabul etmenin gerekliliğinin ve güzelliğinin farkında olmak...
Neden hiç Çekçe yazmadığınızı size daha önce birkaç kez sormak istedim. Almancaya hakim olmadığınızdan değil. Çoğunlukla şaşılacak derecede hakimsiniz, hakim olmadığınız durumlarda dil kendi isteğiyle boyun eğiyor size, böyle olması da ayrıca güzel; bir Alman'ın bile kendi dilinden beklemeye cesaret edemeyeceği bir şey bu, bir Alman bu kadar kişisel yazmaya cesaret edemez. Ama bana Çekçe yazmanızı isterdim, çünkü sizin diliniz o, çünkü Milena bütünlüğüyle sadece orada bulunabilir.
Dostoyevski'nin ilk başarısının hikayesini biliyor musunuz?

Dostoyevski ilk romanı İnsancıklar'ı yazıyormuş, o zamanlar edebiyatçı dostuGrigoryev'le birlikte yaşıyorlarmış. adam aylardır masanın üstünde duran üzerleri yazılı kağıtları görüyormuş gerçi ama roman bitene kadar beklemiş taslağı almak için. Okumuş, romana hayran kalmış ve Dostoyevski'ye söylemeden o zamanın ünlü eleştirmeni Nekrasov'a götürmüş. Gece yarısı 3'e doğru Dostoyevski'nin kapısı çalmış. Gelenler Grigoryev'le Neksarov'muş. Odaya girmiller, öpüp kucaklamışlar D.'yi. Dostoyevski'yi o zamana kadar tanımayan Neksarov ona Rusya'nın umudu diyormuş, büyük bir kısmı romana dair olan sohbet iki saat sürmüş, misafirler sabaha karşı oradan ayrılmışlar. Bu geceden her zaman ömrünün en mutlu gecesi olarak bahsedenDostoyevski, pencereye yaslanmış, misafirlerinin gidişini izlemiş ve kendini tutamayarak ağlamaya başlamış.
Bundan sonra uyuyabilir miydim hiç? Ne mutluluk! Ama her şeyden önce, biri başarılı oldu, tamam, insan onu över, karşılaşınca tebrik eder, ama bu insanlar sabahın dördünde beni uyandırmak için gözyaşlarıyla geldiler, çünkü bu uykudan daha kıymetli.
Kafka'nın içinde bulunduğu çıkmazlara, psikolojiye dair çok fazla şey sunuyor mektuplar. Bilmem siz nasıl yorumlardınız şu satırları:
Çok garipsiniz bayan Milena, ta Viyana'da yaşıyorsunuz, bir sürü şeyle uğraşmak zorundasınız ama bunca şeyin arasında başkaları için, mesela ben kendimi pek iyi hissetmediğim ve bir önceki geceye göre biraz daha kötü uyuduğum için endişelenecek vakit bulabiliyorsunuz. Buradaki üç kız arkadaşım (üç kız kardeş, en küçüğü beş yaşında) sizden daha mantıklı; nehrin yanında olsak da olmasak da, her fırsatta beni suya atmak istiyorlar, hem de onlara fena bir şey yaptığımdan filan değil, bununla alakası yok. Yetişkinler çocukları bu şekilde tehdit ettiklerinde, doğallıkla amaçları şaka yapmak ve sevgilerini göstermektir, tehditleri aşağı yukarı şu anlama gelir: Hadi, şakasına en ama en imkansız olan şeyi söyleyelim. Ama çocuklar ciddidirler ve imkansızlık nedir bilmezler, suya atma işinde on kez de başarısız olsalar, bir dahaki sefere başaramayacaklarını düşünmezler, hatta önceki on denemede başartısız olduklarının farkında değillerdir. Sözleri ve istekleri yetişkinlerin bilgisiyle doldurulsa, çocuklar korkunç olurlardı.
Bazen bende şöyle bir intiba uyanıyor; sanki karşılıklı iki kapısı olan bir odamız var, ikimiz de kendi kapımızın tokmağını tutuyoruz ve birimizin göz kırpışıyla diğerimiz hemen kendi kapısının arkasına geçiveriyor, ilki bir söz söylemeye kalksa, ikincisi çoktan kağıyı arkasından kapatmış ve gözden kaybolmuş oluyor. Kapıyı tekrar açacak, çünkü bu belki de terk edilmesi mümkün olamayan bir oda. İlki ikincisine bu denli benzemese, sakin olsa, ikincisine pek dikkat etmiyopr gibi görünse, odayı herhangi bir odaymış gibi yava şyavaş bir düzene koyacaktır, ama bunun yerine o da kapısının arkasında aynı şeyi yapıyoır, bazen her ikisi de kağpılarının arkasına saklanıyorlar ve bu güzel oda boş kalıyor.
Bir de benden içtenlik beklemeyin Milena. Bunu kimse benden, kendimden beklediğimden daha çok bekleyemez.
Milena evli bir kadın. Öte yandan Kafka'ya aşık bir çevirmen. Şöyle diyor Kafka'ya:
Üçüncü bir yolda ilerlemek istiyorum, sana ya da ona değil, yalnızlığa çıkan bir yolda.
Bu mektup trafiği durmalı artık Milena, bizi çılgına çeviriyor, insan ne yazdığını, neye cevap vereceğini bilmiyor ve her durumda jaygılı oluyor. Çekçeni çok iyi anlıyorum, gülüşünü de duyuyorum, ama mektuplarında söz ile gülüş arasında gidip geliyorum, sonra sadece bir sözcük duyuyorum, bu sözcük ayrıca benim tabiatım: Korku.
Gerçeği söylemek zordur, çünkü, her ne kadar sadece bir tane olsa da canlıdır gerçek; ve bu yüzden de canlı ve sürekli değişen bir çehresi vardır.
Bugün bir Viyana haritası gördüm, senin sadece bir odaya ihtiyacın olduğu halde böylesine büyük bir şehrin inşa edilmiş olmasını bir anlığına aklım almadı.
Bu, aşkın kişiyi bencilleştirmesini, farkındalığını yitirip, bakış açısını daraltmasını mı örneklendirmektedir? İnsan, ayırt edemiyor.
Öyle çok fazla, genel seviyenin üzerine çıkacak derecede beceriksiz, bir yerden bir yere gidemeyecek, dikkatsiz biri değilim (yeter ki azıcık uyumuş olayım) bunun için endişelenme,Viyana'ya giden trene binersem, büyük olasılıkla Viyana'da da trenden inerim, sadece binmek biraz güç. Görüşmek üzere (illa Viyana'da görüşeceğiz diye bir şey yok, mektuplarda da görüşebiliriz.)
Sürekli Milena ile görüşme arzusu ve sözleri var Kafka'nın. Muhtemelen, Milena'yı sıkan, yoran bir muhabbete dönüyor bu istek mektuplarda. En azından, okuru yoran bir husus bu. Zira, sevgiliyi görmek arzununun önüne hiçbir edebi metin geçememelidir ki aksi şekilde, Kafka, kağıt üzerindeki bunalım/zihin karışıklığı, duygu kaosu haliyle, bizzat mektuplartıyla, duygularının önüne geçiyor, gölgeliyor onları.
Kafka 'öteki'leştirdiği bir kıza, Milena'yı anlatıyor ve kız şöyle cevap veriyor:

'Karşısında her zaman savunmasız kaldığım son sorusunu sordu, şöyle dedi:"Ben kendiliğimden gidemem, ancak sen gönderirsen gidebilirim. Beni gönderecek misin?" (Bunları sana anlatmamın kibrin dışında çok nahoş bir tarafı var ama seni kaybetmekten korktuğum için anlatıyorum. Bu korkudan neler yapmam ki.)Peki benim hakkımda sinsice şeyler yazıp seni bunlarla etkileyebilecek olmasından korkmam için senin için onur kırıcı değil mi? Onur kırıcı tabii, ama vücudumda kalp yerine bu korku çarpıyorsa ben ne yapayım?'

 

KİTAPTAN ALINTILAR

Nedense artık sana, sadece bizi, dünyanın kalabalığının ortasında bizi, sadece bizi ilgilendiren konuların dışında hiçbir şey yazamıyorum. Yabancı olan her şey yaban geliyor. Haksızlık bu! Bu haksızlık! Kekeliyorum, yüzüm koynuna yaslanmış.
Milena, kıskanç değilim. Ya dünya çok küçük, ya da biz çok büyüğüz, her durumda tümüyle dolduruyoruz dünyayı. Kimi kıskanacağım ki?
Bir odada yalnız olmak belki de yaşamın ön koşulu, bir evde yalnız olmak -tam doğru olması için, 'geçici olarak' demeliyim- mutlu olmanın ön koşullarından biri.
Size teşekkür ediyorum, Milena'nın omuzları.
İnsan bugününü geleceğin savaş alanı haline getiriyor, harap olmuş bu zemin geleceğin evini nasıl kaldıracak?
Şu anda korkulması gereken tek şey, bence senin kocana olan sevgin.
İnsan aslında sahip olduklarının bilincinde olmayan bir kapitalist.
Ortalık sakin, giren çıkan kimse yok, biraz bekliyorum, evin tarafında, karşı tarafta, hiçbir şey yok, böyle evler kendilerini dikkatle izleyen insanlardan çok daha akıllıdırlar.
Bu arada doktorun aksine ben, gerektiği kadar sağlıklı olabilmek için sadece huzura ihtiyacım olduğunu; özel bir huzura ya da başka bir açıdan bakarsak özel bir huzursuzluğa ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. 
Bu tamamen sana olan sevgisinden kaynaklanıyor, öyle ki; kollarını mezarından kaldırıp sana sarılabilir.
Neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken ya da uyurken (iyi uykular diliyorum!), seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim?
Yürürken gücümün son sınırına kadar gelmemiştim hiç (ama düşünürken hep gelirdim).
Evet, seni seviyorum aptal; bir deniz, dibindeki bir çakıl taşını nasıl severse, benim aşkım da seni öyle kaplıyor ve Tanrıizin verirse, seninle birlikte tekrar çakıl taşı oluyorum. Bütün dünyayı seviyorum, senin sol omzun da dahil buna, hayır, önce sağ omzundu, böylece onu her istediğimde öpüyorum (sen de bluzunu öpeceğim yerden biraz aşağı çekecek kadar iyisin).
Dün gece seni rüyamda gördüm. Hayalet gibiydin, tebeşirle karanlığa çizilmiştin sanki.
Bazen insanların 'neşe' kavramını nasıl bulduklarını anlayamıyorum. Herhalde sadece üzüntünün karşıt anlamlısı olarak üretmişler. 
'Şimdiye kadar sana dostça davrandım ama artık bunu bırakıyorum ve çekip gidiyorum' demiş olsaydın da hiç şaşırmayacaktım. Şaşırtıcı şeyler de vardır, ama bu en az şaşırtıcı olanı; mesela her sabah yataktan kalkmak çok daha şaşırtıcı.
* Franz Kafka | Milena'ya Mektuplar | Antik Batı Klasikleri | Çeviren: Nuriye Gülmen | İstanbul | 2011 - Eylül | Lacivert Yayıncılık | 368 Sf.
DİĞER YAZILAR
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba