Aşkname - İskender Pala
Cihat Albayrak

Aşkname - İskender Pala

Bu içerik 971 kez okundu.

 

AŞK HALLERİ
 
AŞK.
 
Tıpkı ‘Elif, Lam, Mim’ gibi.
           
SIR.
 
Varlığına kanıt o tek hece. Öte yandan, hiçbir tanım, Aşk’ın ilminin kıyısından dahi geçmemekte. Allah, belki de Aşk’ın sırrına tamamen ermemizi istememekte. Sırr-ı İmtihan, Aşk’ı vicdanın sesine niyet edip yaşamakta…
 
‘Aşk uyumadan önceki son şey, uyandığın zamanki ilk şeydir.’
 
Ayrı ayrı öyküler ile gelişse de, Aşkname, büyük oranda, Pala’nın Aşk’a dair sözler biriktirdiği bir kitap… Belki özlenen, belki ideal olarak tanımlanan bir ‘aşk’ anlayışı bu…
 
Sevgiliye duyulan aşk ile ilahi aşkın aynı anda hissedilebileceğini fısıldıyor öyküler okuruna. Yaradana olan aşkın yoğunluğu arttıkça, sevgiliye duyulan aşkın eksilmesi gerekmez ki diyor AşknameAşkî İlyas Efendi’nin dilinden…
 
Senai DemirciCanla Bağışla adlı kitabında şöyle diyor: ‘Bize karşılıksız verdiğini, bizden cennet karşılığı satın almak istiyor O Müşteri.’ (1) Aşk bu yönüyle infak etmek halinde doğuyor yüreklerimize; yani can’dan ve mal’dan infak etmek.
 
Zaten O’nun olanı, O’nun nefesiyle can bulan Aşk’ı, O’na cennet karşılığında satmanın, yaradılanı bu niyetle, O’ndan ötürü sevmenin adı oluyor Aşk.
 
Aşk, emaneti teslim edebilmenin en güzel yoludur belki de.
 
‘Bütün peygamberler sevgiyi yaymak, bütün kitaplar sevgiyi anlatmak için gelmiş değil miydi zaten. Allah’a kulluk sevgiden başka neydi ki?’
 
Ardından mümkünü olmayan aşklara şahit oluyoruz. Aşığın maşuk ile imtihan olunduğunu sanıyor ötekiler; oysa aşık, doğrudan ‘aşk’ ile, O’nun makamında imtihan olunuyor.
 
Mürekkebin sadakatiyle, yıllar, asırlar öncesinden, ‘futbolcuların henüz olmadığı ve genç kızların hala şairlerin adlarını ezberlediği günlerden’ kağıda yansıyan öyküler, farklı asırlarda insanoğlunun aşk’a dair ortak kabullerini yansıtıyor. Anlayışların, tavırlarının, özetle aşk hallerinin birkaç asır boyunca ‘şair kişileri’ topluma ne şekilde dahil ettiğine şahitlik ediyoruz.
 
Aşkname, bize Sır’rı tanımlıyor. Bu, aynı zamanda, Aşk’ın ne kadarının, hangi sınırlar dahilinde yaşanabileceğinin bilgisini sunuyor. Sır, sınırlarını çiziyor aşkın. Misal, İlyas Efendi şiirlerinin tamamı Cemile’sine taşıyorken nefesini,Cemile demiyor maşuk’a hiçbir dizesinde. Maşuğun adı sınırlar dışında, yani ‘sır olan’da kalıyor.
 
Aşk halleri, şairin fedakârlıklarını seriyor gözler önüne. Vaktiyle zengin bir paşanın dul kalan hanımının,Kapalıçarşı’da bir şerbetçi gence aşık olduğunu anlatıyor Aşkname. O kadının, sırf o delikanlıyı görebilmek için her gün, dükkanına geldiğini ve onun elinden şerbet içtiğini… Bütün servetini bu yolda tüketen, bütün gıdasını şerbetten ibaret sayan kadına şöyle soruluyor, ‘Â biçare kadın, değer miydi malını mülkünü yok etmeye…’ Kadın ise bu soruya, bütün servetini verip, aşk’ı satın aldığını ifade ederek yanıt veriyor ve şöyle de ekliyor: ‘Değmez miydi?’ Yani ki,‘Yüzlerce dünya dolusu malın mülkün olsa, hepsini bir kase şerbete satmaya aşk derler.’ Aşk halleri, ‘Aşk’ın neye, ne kadar değdiği’ sorusunu soruyor okura: ‘Sen olsaydın, ne yapardın?’
 
Âh minêl aşk! (2)
 
Farkındalık bir başka husus. Mecnun’un toprağı eşeleyerek Leyla’yı araması örneğinde olduğu gibi. ‘Neden eşeliyorsun toprağı’ diye sorulduğunda Mecnun’a, ‘Leyla’yı arıyorum’ diyor. Bu yanıt deliliğine delalet sayılacakken şu tokadı atıyor öteki’nin yüzüne Mecnun‘Ben neresi olsa ararım, belki bir an gelir, onu bir yerde buluveririm.’ Beyazid-i Bistami’nin deyimiyle, ‘O aramakla bulunmaz, ama bulanlar yine de arayanlardır.’
 
Ayrılık ve kavuşma anları… Beklemenin, özlemenin ta kendisi aşk çoğu zaman. Ayrılıktan ibaret bir adanmışlık hali. Öte yandan, mesafeler değil ayrılığın adını koyan. Demez mi ki Herman AmatoCan Yücel’in çevirisiyle, ‘En uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, en uzak mesafe iki kafa arasındakidir, birbirini anlamayan…’ Ayrılık, maşuğun dahi ötekileşmesidir. Yani ki, özleme ihtimalinin dahi yitmesidir.
 
Hayal kırıklıkları, aşkı yok etmekten ziyade, varlığını sürdürmesini, daha da yücelmesini sağlayan zıplama tahtaları, dönüm noktalarıdır.
 
‘Cefa görmekle azalmayan, iyilik görmekle artmayan bir haddini bilme halidir bu…’
 
Aşk farkında olduğun her yeni an’dır. ‘Kendini yeni baştan aşkı tanımış, yeni baştan sevgiliyle karşılaşmış saymayacaksan aşkın muradına eremezsin.’ Bu haliyle aşk, eskimeyen’dir. Heyecan’dan ibaret gibidir. Dünyaya gelmenin, görebilme yeteneğinin ilk anlarının, ilk farkındalıkla zihne kazınan ilk anıların, akılda kalan en acı ve en tatlı anıların varlığı gibi, her hatırlanışında aynı harikulade heyecanı yansıtan ama tek farkla ki hatırlanmaması gereken, zira asla unutulmaması gereken… Aşk, ne unutulan’dır, ne de hatırlanan!
 
Kıskanmak…
 
Birgün aya sordular: ‘En çok neyi seversin?’
 
‘Güneşin tutulup ebediyen perde arkasında kalmasını severim.’ dedi ay. ‘Onun yüzünün bulut arkasında kalmasından daha güzel ne olabilir? Değil mi ki onu kendi gözümden bile kıskanırım.’
 
Aşk, söz’den dahi kıskanılandır. Bir postacıdan misal… Ve şairin itirafıyla, kıskanmak eylemini var eden ise, aşığın kaybetme, bir öteki’nin maşuğu daha fazla sevebilme ihtimalinin korkusudur. Bu nedenle şair, bir kale benzetmesiyle, bir yandan o kaleyi fethetmek için çabalamalı, öte yandan da, başkaları fethetmesin diye apayrı bir çaba göstermelidir.
 
‘Gerçi gönlümüzü çalana aşkımızın sırrını açmak olasıdır, ne var ki biz ona söylerken belki sırrımıza söz ortak olur diye bundan kaçınıyoruz.’ (3) Kâni Ebubekir Efendi-i Tokadî
 
Aşkname, artık insanlar medyada tanımlanan haliyle, o sınırlar dahilinde, tıpatıp aynılaşan bir halde ‘aşık’ oluyorken, kağıdı beslediği aşk halleri ile muazzam incelikte bir yol haritası sunuyor okuruna. O yol hiçbir yere gitmiyor. O yolu, hangi yöne adımlarsak adımlayalım, kendimize varıyoruz.
 
O yol, zamanın zaten yitip gitmiş an’larına doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi. O yol, Aşk’ı doğduğu yere, sahibine, emanet alınana döndürüyor.
 
AŞK, O’na dönmek için çabalıyor. Aşık, bu vesileyle, görülebileceklerin en güzelini görüyor; yaşanabileceklerin, tecrübe edilebileceklerin en özelini kader’ine dahil ediyor…
 
Aşkname, AŞK’ın kullanma kılavuzu.
 
*AŞKNAME – İskender Pala, Kapı Yayınları, 10. Basım, İstanbul, Şubat 201, 225 Sayfa
 
1) Senai Demirci, Canla Bağışla, Timaş, İstanbul, 2009
2) Ah aşkın elinden!
3) ‘Kâniyâ râz-ı dili açmak olur dildâra / Korkumuz nâtıka esrârımıza mahrem olur’           
 
 
Cihat Albayrak
cihat-albayrak@hotmail.com
DİĞER YAZILAR
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba