Advert
Advert
Sezai Karakoç'un 2018 Kurban Bayramı Konuşması
Mehmet Ballı

Sezai Karakoç'un 2018 Kurban Bayramı Konuşması

Bu içerik 163 kez okundu.

Sezai Karakoç'un 2018 Kurban Bayramı Konuşması

Sezai Karakoç, edebiyat ve fikriyatımızın kaynağından beslendiği bir membadır. ‘Uhrevi bir dünyadan sezdiklerini modern hayatın bilgisiyle harmanlayarak bize sunan, ilahi bir ses tonuyla ikinci yeni modernizminin pekâlâ buluşabileceğini kanıtlayan şair’; Yüce Diriliş Partisi kurucusu ve genel başkanı, efsene 'mona rosa'nın şairi, sanat ve misyon adamı; günümüzün yaşayan mütefekkiri Sezai Karakoç’un, artık geleneksel hale gelen, adeta manifesto gibi nitelikli, ön açıcı o bayram konuşmalarını çok önemsiyoruz. Bu nedenle ben de senede bir defa olsun köşeme Sezai Beyi misafir ediyorum. 2018 Kurban Bayramı konuşmasının bu defa tam metnini sizlerle paylaşmak istiyorum Üstadımızın ömrüne bereket diyerek:

“Bizi Müslüman olarak yaratan Allah’a hamdler olsun. Bu bize daha yaratılışımızda, doğuşumuzda verilen en büyük hediye. Müslüman bir toplumda, Müslüman bir anneden babadan dünyaya gelmek en büyük bir mazhariyettir. Buna ermemiş milyonlar, milyarlarca insan var. Bu bize Allah’ın bir lütfudur. Bunu hiçbir zaman unutmamak lazımdır.

İyi günde, kötü günde bunu hatırlayacağız. Allah bizi Müslüman olarak yarattı. Bize Müslümanlık şerefini bağışladı ve öbür dünyaya yine böyle gitmeliyim şuuru hiçbir zaman eksik olmamalıdır. Çünkü şeytan da sürekli olarak bizim imanımızı zedelemek için yanı başımızda duruyor. Devamlı evham ve şüphe verir. Bir an önce o imanımızı, bize hediye edilen imanı kapmak için. Bunun için ona kapılmış olanlar, onlarda hiç durmazlar. Onlar da onun askeri gibi devamlı çalışırlar. Ve bizi en büyük bu nimetten mahrum etmeye çalışırlar. Ama biz direnmeliyiz, dayanmalıyız. Tek kişi kalsak dünyada yine bu imanımızın en büyük müdâfi, en büyük savaşçısı biz olmalıyız. Ama hamdolsun tek de değiliz. Milyonlar ve milyarlar da vardır. Yeter ki şuurumuzu kaybetmeyelim. Bir de birlik beraberliği kaybetmeyelim. Uyanık olmak lazım. Dirilişin görüşü budur. Uyanık olmak, sürekli uyanık olmak çünkü gerçekten ruh her zaman uyanıklığını muhafaza edemez. İşte uyanıklığını kaybettiği bir anda o kötü düşünceler, rahmani olmayan bir takım düşünceler gelip insanı alıp götürebilir. Ve geri dönemeyebilirsin. Onun için biz Müslümanlar şartlar ne olursa olsun islama karşı olanların gücü ne olursa olsun hiçbir zaman imanımızı ve islamımızı feda etmeyeceğiz. Onu koruyacağız ve hatta saldırı ne kadar fazla olursa olsun bizim imanımız daha güçlü olmalı ve onunla başa çıkmalıyız…

Hadiseleri görüyoruz. Müslümanların en büyük problemi birlik beraberliği kaybetmiş olmaları. Peygamber Efendimiz kendisine peygamberlik geldiği zaman ona şöyle denildi: “Sen vazifeni yap, tebliğ et. Senin görevin budur.” Evet, tebliğ etti, görevini yaptı. Ama burda durdu mu? Bu ona farzdı, borçtu. Ama sünnetler var. O da nedir? İnsanların tek tek Müslüman olmalarına vesile ol. Görevin bu. Ama bu yetmez. Müslümanların birleşmesi bir araya gelmesi organize olması lazım. Çünkü her zaman dağıtılabilirler. Her zaman geçmişe, o karanlık devre (cahiliye) devrine dönmeleri mümkündür. Bunun çaresi Müslüman olanların birbirleriyle bir araya gelmeleri, organize olmaları ve savunma tedbirlerini de almalarıdır. Nitekim öyle olmuştur. Peygamber Efendimiz hemen İslami yaymaya başladıktan sonra organizasyon başlamıştır. Sonra Mekke’de yaşatmak istememişler. Öldürmeye kadar teşebbüs etmişler. Medine’ye göçmüş. Orda organizasyonla ensar ve muhacirin ile devletini kurmuştur.

Bakın o zamanlar devlet deyince bir Bizans var. Bir de İran var. Başka devlet yok. Ama şehir devleti de olsa Medine’de devletini kurmuştur. Ve ondan sonra Mekke’yi almışlar. Mekke, Medine ondan sonra bütün Arabistan’da İslam Devleti kurulmuştur Peygamber Efendimiz zamanında. Şimdi Arabistan’da tek devlet var mı? Peygamber Efendimizin peygamberliğinden sonra ki hatta Medine’ye göçtükten sonra ki on sene içinde Arabistan’da İslam Devleti o günkü şartlarda, o günkü teknolojide kurulmuştur. Arabistan tamamen Müslüman olmuştur. Peki, ondan sonra orada durmuşlar mıdır? Hayır.

Biliyorsunuz peygamber Efendimiz hutbe için cumaları bir taşın üzerine çıkardı ki cemaat, müminler kendini görsünler ve sesini duysunlar. Daha sonra üç basamaklı bir minber var. Vefatından sonra Hz.Ebubekir peygamberimize hürmeten bir basamak aşağı indi. İkinci basamakta hutbeyi okudu. Hz. Ömer de daha sonra bir basamak indi. Birinci basamakta hutbeyi okudu. Fakat üçüncü Halife Hz. Osman’a gelince problem çıktı. Neden? Çünkü o da Hz. Ömer’e hürmeten bir basamak aşağı inse olmayacak. Bakın ben burada masadan hitap ediyorum. Biraz yüksek olmasa ne görürsünüz ne de sesimi duyabilirsiniz. Şimdi ne yapmak lazım? Hz. Osman yedi basamaklı veya şimdi hatırımda kalmadı bir minber yaptırdı. Çıktı oradan hitap etti. Çünkü her şeyde bir amaç vardır. Mademki sesimizi duyurmak istiyoruz, cemaatimiz gittikçe artıyor o zaman benden öncekine hürmeten yere, ondan sonra ki gelenler yere mi inecekler. Bir şeyin esasını unutmamak lazım. Hz.Ebubekir’in, Hz. Ömer’in yaptıkları doğrudur, güzeldir. Hitabete engel olmadı. Fakat engel olmaya doğru giderse o olmaz. Hz. Osman’ın da yaptığı doğrudur. Ve bugün İslam âleminin her tarafında muhteşem camiler ve onların minberleri var. İmamlarımız çıkar. Hutbelerini okurlar.

Peygamberimiz İslam devletini kurdu. Arabistan Müslümanların hükmü altında oldu. İslam hâkim oldu. Hz.Ebubekir zamanı, Hz. Ömer zamanı, Hz. Osman zamanı daha sonra Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar… Yirminci yüzyıla kadar geldik. İslam, büyük devlet olarak geldi. Ve her zaman Müslümanlar istedikleri gibi ibadetlerini yaptılar. Hacca da ellerini kollarını sallayarak gittiler. Yürüyerek, hayvan sırtında. Kimse onlara vize, pasaport sormadı. Soramazdı. Fakat yirminci yüzyılda… Bir imtihan vardır tabi ki. Bu hayat bir imtihandır. Gurura kapılmamalıyız. Kimse bize dokunamaz diye bir şey yok. Diğer milletler tek bir konuda maddi konuda çalıştılar. Güç kuvvet sahibi oldular. Maalesef bizim de büyük devletimizi ortadan kaldırdılar.

Yüzyıldır İslam âlemi fetret devrini yaşıyor. Küçük küçük devletçikler, bunlar devlet sayılmazlar. Kimse kusura bakmasın. Kimsenin düşmanı değiliz. Herkesin de iyiliğini isteriz. Herkesin de gerçek ve hakikat yolunda olmasını hem bu dünyada hem öbür dünyada iyi olmasını isteriz. Bugün Suudlar bir kabile hükümetidir. Türkiye Cumhuriyet’i bugünkü teknoloji göz önünde bulundurulduğunda küçük bir devlettir, devletçiktir. Türkî cumhuriyetlerden her biri öyledir. İran’da öyledir. En büyük devletlerden Pakistan' da öyledir. Problemimiz tekrar bir devlete kavuşmaktır. Müslümanların problemi budur. Mezhep kavgaları, meşrepler, tarikatlar, şu şahsa bağlılık, bu şahsa bağlılık, şu cemaatten olmak, bu cemaatten olmak… Bunlar ikinci, üçüncü, beşinci, onuncu meseledir. Her şeyden önce hür ve bağımsız olmalıyız. Hür ve bağımsız olmadığın zaman ezanı okutmaz, kurbanı kestirmezler.

Şu Kurban Bayramı İslam âlemi, ne kadar manevi bir âleme gidiyor. Ne kadar derin düşüncelere dalıyor. Ne kadar ahireti düşünüyor. Sadakalar oluyor. Yardımlaşma, paylaşma, kucaklaşma… Bunların hiçbirine izin vermezler. Bugün hâlâ geçmişten, atalarımızın bize bıraktıkları güçle, kuvvetle şu kadarcık şeyle hürriyetimizi yaşıyoruz. Ama zaman içinde tekrar İslam âleminde o büyük devletimizi bir Çin kadar, bir Amerika kadar, bir Rusya kadar en az onlar kadar güçlü bir devletimizi kumazsak, evet maalesef sizin ezan nimetiniz de gidecektir. Kurban bayramı da gidecektir. Ramazan bayramı da. Oruç da tutturmazlar size ve çocuklarınıza. Doğu Türkistan’da tutturmuyorlar. Namaz kıldırtmazlar, ezan okutmazlar ve Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Makedonya’da çok gördük. Kaç kere yüz binlerce insanın isimlerini değiştirdiler. Göç ettirdiler. Kovdular. Bunu yaparlar. Onlar Müslüman olmadıkları için merhamet duygusunu da kaybetmişlerdir. Bunu şahıslar için söylemiyorum. Şahıslara, ırklara, milletlere düşmanlığımız yok. Zaten bunları kişiler yapmaz. Oradaki güç odakları, İngiliz hükümeti geçmişte bize çok şeyler yaptı. Devletimizin yıkılmasında en büyük etken. Fakat bundan dolayı her İngiliz’e düşman olmamız gerekmez. Her İngiliz, İngiliz olarak; Fransız, Fransız olarak değildir yapılan kötülük. Organizasyon vardır. Devlet vardır orda. O devlette yetiştirirler. İslam düşmanı olarak yetiştirdiler. Onlara da acıyalım. Allah insana böyle bir kader vermesin. Çünkü bunları aşıpta gerçeği görmeleri çok zor. Onun için şahıslarla meselemiz yok. Müslüman Fransız da vardır, Rus da vardır, Çinli de vardır, Hintli de vardır. Irklarla problemimiz yok. Şahıslarla da yok. Bizim meselemiz şeytani örgütler.

Bu örgüt dediğim tabi ki devlet şeklinde de teşekkül ediyor. Bunları bir zamanlar kurmuşlar. Çark kurulmuş yürüyor. O çarka kapılan adamlar çok kabiliyetli de olsa o çarkın içinde o kötülüğü yapıyor. Tarih bütün bunlarla dolu. Bizi bunlar ilgilendirmemeli. Biz kendimize bakmalıyız. Müslümanlar tekrar uyanmalı. Birleşip büyük devletlerini kurmalı, büyük düzeni, İslam düzenini yeniden kurmalılar. O zaman insanlık için de bu kurtuluş olur. Asya, Afrika ve Avrupa bütününde yeniden bir İslam devleti doğmazsa doğu-batı savaşı olacak. Bütün insanlıkta ayaklar altında kalacaktır. Bu böyle olacaktır. Ve zaten bunu açıkça söylüyorlar. Bunu mezhep haline getirmişler. Amerika da söylüyor. Tevrat’ı böyle yorumluyor. Tevrat da kaç bin sene önceki bir savaş, ileride savaş olacaktır deniyor. Onu buna yorumluyor. Bunun da önleyicisi Müslümanlardır. Zülkarneyn vardır. Orada İskender-i Zülkarneyn diyor:”Güneşin doğduğu yere gitti. Orada bir takım kavimlere durun dedi. Sonra güneşin battığı yere gitti. Oradaki kavimlere durun dedi.” Çünkü sulh ve sükûn, İslam, barış, insanlık bunu gerektirir. İşte gelecek olan İslam devleti doğudakilere, batıdakilere, kuzeydekilere “Durun!” diyecek. Durun dediği zaman da bütün insanlığın kurtuluşu olacaktır. Onun için biz şimdiden hiçbir ümitsizliğe kapılmadan şartlar ne kadar olumsuz olsa da fert fert, topluluk topluluk, millet olarak bunun için çalışmalıyız.

Tek bir millet vardır: İslam Milleti. Millet demiyorum, İslam Milleti diyorum. Çünkü karıştırıyorlar şu milleti, bu milleti diye. Hayır, öyle değildir. Hem İslam Milleti var hem Hz. Muhammed’in ümmeti var. İslam ümmeti değil. Peygamber Efendimizin ümmeti. Bunu araştırırsanız dini kitaplarda görürsünüz. Şimdi çarpıttılar. Oysa bu tabii bir olay. İnsan kendi ailesinde olacak. Bir memlekette siz bir dil konuşuyorsunuz elbet. Bir boy, bir halk var. Onlara halklar deniliyor. Türk Halkı, Arap Halkı, bunlara millet denmiyor. Millet, İslam Milleti denilmeli. Doğrudur. Herkese sahip çıkacağız. Ama sahip çıkarken kardeşin olan Arap’a, Kürt’e veyahutta bilmem İranlıya…. Bunlar boylardır, soylardır. Fakat hepsi bir araya gelince İslam Milleti oluyor. Milleti, İslam Milleti olarak kullanın. Ümmeti de Peygamber Efendimizin ümmeti olarak.

İslam Milleti Hz. Âdem’den bugüne kadar geliyor. Bir dönemine İbrahim Milleti demişler ama tümü İslam Milleti. Ümmetler de, bir dönem Hz. Musa’nın ümmetidir. Bir dönem Hz. İsa’nın ümmetidir. Bir dönem sonrada Müslümanlardır. Yani Hz. Muhammed’in ümmeti. Ümmeti burada kullanacaksın. Peygamber Efendimizin ümmeti baş şekilde yer alıyor. Bize yol gösteriyor. Bizi kurtaran ama camiamızın genel adı İslam Milletidir. İslam Milleti olunca onun bir toprağı vardır: İslam Ülkesi (Darü'l-İslam). Bu neresidir? Bütün Müslümanların yaşadığı yer, İslam Ülkesidir. Ve her Müslümanın ülkesidir. Siyasi ayrımlar yapılmış. Bunlar geçici şeyler.

İslam Milleti fert olarak Müslüman, topluluk olarak İslam toplumuyuz. Millet olarak İslam Milletiyiz. Ve tabii bu İslam Milletinin bir devleti olacak. Bir hududu Çin’deyse, diyelim bir hududu da Viyana’da olacak. Bir ara orasıydı ya. Daha da öteye gitmesi lazım. Her Müslümanı koruyacak tabii bir hudut içinde olacaktır. Ondan sonra Müslüman birey olarak şu beş kavramı hiç kaybetmemelidir. Kaybeden artık İslamla ilgisini yavaş yavaş kesiyor demektir. Kişi olarak Müslüman olmak. Ondan sonra toplum olarak İslam Toplumu. İslam Toplumu diyince kurumları var: Camisi, çeşmesi, yardımlaşma kurumu, zekâtı var. Ondan sonra İslam Milleti. Bütün Müslümanlar bir millettir. Onun bir ülkesi, bir yurdu vardır: İslam Ülkesi. Peki, bunu nasıl koruyacaksın? Bir devletin olacak: İslam Devleti. O, federatif olur, konfederatif olur, bilmem ne şartlara göre ama bir İslam Devleti olmalıdır. Peki, bütün bunları nasıl ayakta tutacaksın? İslam Medeniyetiyle. Müslümanların bir medeniyeti vardır. Düşünceler ve duygular var ya. Düşüncelerimizi ve duygularımızı geliştirdiğimiz zaman bilgi, eser, sanat bundan doğar. İşte bunlarla da onu besleyeceksin. O devleti, o milleti, o toplumu, o müesseseleri nasıl geliştireceksin? İslam Medeniyetiyle. İslam Medeniyetini bırakmayacağız. Yok, efendim “Türk Milletindenim, Garp Medeniyetindenim” böyle bir saçmalık olamaz. Geçmişte yaptılar bunu. Böyle bir şey olamaz. Biz İslam Medeniyetindeniz, Türk soyundanız. Elbette soyumuz son derece değerlidir. Çok öğünürüz onunla. Ama İslam Milletindeniz. Ve İslam Devleti vardır. İslam Medeniyetindeniz. İslam Milleti, İslam Devleti, İslam Medeniyeti ve tabii Müslüman İslam Ülkesi kavramlarından tek kişide kalsak vazgeçmemeliyiz. Bunlar için çalışmalıyız ve bunu genişletmeliyiz. Bütün İslam âlemini kuşatmalıyız. Yerel idareler olabilir ama onların ana damara bağlanması lazımdır.

Mekke ve Medine’yi kaç kere Amerika’da ki bir senatör gidelim bombalayalım dedi. Ecevit zamanında İstanbul’u bombalayalım dediler. Sultanahmet’i bombalayalım. Niçin? Burada haşhaş ekiliyormuş da bilmem ne. O haşhaşı durdur dediler. Güya kendileri uyuşturucuya karşıymış gibi görünüyorlar. Hâlbuki bütün uyuşturucunun, içkinin ve bütün kötülüklerin kaynağı hep kendilerinde. Ondan sonra gelip durdur, durdurmazsan Sultanahmet’i bombalayacağız dediler. Bütün bunları, nereden bu cesareti alıyorlar? Senin bir devletin yokta ondan. Devletin olsa bunu yapamaz. Onun için uyanalım.

Mezhep durumlarını âlimler konuşsun. İran, Ehl-i Beyt’in asıl yoluna girilecekse girsin. Girmesi için çalışalım. Kendisi onu temsil ettiğine inanıyorsa, o yoldaysa memnun oluruz. Şimdi herkes mezhep kavgası meselesinde. Sanki herkes mezhebine sahipte. Ondan sonra efendim suudlar bilmem vahhabiymiş. Şuymuş buymuş. Bunları âlimlerin konuşması gerekir. İleride bazı düzeltmeler yapılabilir.

Tarikatlar nedir? İnsanlar arasında ne kadar geçerlidir? Bütün bunları hiçbir zaman kavga sebebi, birbirimizle dövüşme sebebi yapmamız gerekmez. Biz hiçbir zaman hedeften uzaklaşmamamız lazım. Bir gün mutlaka İslam âleminde büyük İslam Devleti kurulacaktır. İşte mehdilik devri falan denilen şey budur. Şahıslar önemli değil. Mehdi gelecek, gelmeyecek bunları bırak. Ama bir hidayet dönemi gelecek. Bir büyük İslam Devleti bütün insanlığı Müslüman yapacak. Çünkü İslam Medeniyeti hâkim olacaktır. İşte ona mehdilik devri diyebiliriz. Ama rivayetlerde şahıs olarak anlatılıyor. Esas mesele devir meselesidir.

Evet! Tekrar hepinize hayırlı bayramlar diliyorum. Kurbanınızı Allah kabul etsin. Allah hepimize güç, kuvvet versin. Ve biz de bu dediğim hedefe ulaşalım. Başka şey ben bilmiyorum. Benden başka şey sormayın. Tek konu budur. Tekrar hepinize hayırlı bayramlar. İnşallah yine görüşürüz.”
Not: Bu metin; http://yucedirilis.org.tr/ tan alınarak kaynak gösterilmiştir.

 

Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba