Küçük Prens |Antoine de Saint-Exupéry
Ayşe Ünsal

Küçük Prens |Antoine de Saint-Exupéry

Bu içerik 8168 kez okundu.
 İlk okuduğumda kaç yaşındaydım bilmiyorum. İlk sayfada yazarın neden bu kitabı büyüklere sunduğunu anlayacak yaşta olmadığım kesin... Bittiğinde kalbimin acıyan tarafı o büyümeye yüz tutanlar listesine adımın yazılı olduğunun düpedüz belirtisiydi... En azından etrafımızdaki insanların yetişkinlikle övünecekleri zamanları anladığım için kalbimin ve ruhumun büyüdüğünü hissettim... 
Bir dostun söylediklerine uzanıyor cümleler yine; "biz hep insanların neden bu kadar gaddar olduklarını anlayamayacak kadar büyük kalalım!..." içimizdeki çocuklarla.. keşke...

Yazar diyordu ki, " bütün büyüklerin bir zamanlar çocuk olduğunu biliyoruz; pek çoğu bunu hatırlamasa da.." bu cümlede bir boşluk bulup tutunuyorum şimdi.. 

Bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlayan ve içinde büyümemek için direnen çocuklara sımsıkı sarılan herkes için son anonstur: Bu kitabı okuyun!


>> Okurken altını çizdiğim satırlardan bir kısmı : -yalnızca bir kısmı-

*   Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim; onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. "Sesi nasıl?" demezler örneğin, ya da "Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" diye sormazlar. Onun yerine, "Kaç yaşında?" derler. "Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.
“Eğer büyüklere, “Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı; pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var,” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “yüz milyonluk bir ev gördüm.” Dersiniz, işte o zaman size, “Oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

Büyükler böyledir işte. Ama bunları onlara anlatabilmek olanaksızdır. Çocuklar büyükler karşısında her zaman sabırlı ve anlayışlı olmak zorundalar.
*    Şu sıralarda Küçük Prensin gezegeninde çok korkunç bir bitkinin tohumları sarmış ortalığı. Baobap tohumlarıymış bunlar. Toprağın içi bunlarla doluymuş. Fark etmekte biraz geciktiniz mi, iş işten geçer, bir daha onlardan kurtuluş olmazmış. Bütün gezegeni sararlar, kökleriyle de içerden sıkıca kavrarlarmış. Eğer bir de gezegen küçücük, baobaplar da çok sayıdaysa işte o zaman ufalanıverirmiş gezegencik...
 Sonraları Küçük Prens bu konuyu, "Bu bir çeşit disiplin," diye açıklamıştı. "Sabah uyandığınızda nasıl yüzünüzü yıkayıp temizliğinizi yapıyorsanız, gezegene de aynı şeyleri yapmalısınız; hem de daha büyük bir özenle. Bütün baobapları hemen sökmelisiniz. Yoksa bir süre sonra iyice gül fidelerine benzerler. İşte o zaman hangisinin gül hangisinin baobap olduğunu anlamak da güçleşir. Sıkıcı bir iş bu, ama çok kolay."

*    "Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!

*     "O halde kendini yargılayacaksın," dedi kral. "En zoru da budur. Kendini yargılamak başkasını yargılamaya benzemez. Eğer kendini yargılamayı başarabilirsen, o zaman gerçek bilgeliğe ulaşmışsın demektir."

 
 
 
 
*  … küçük prens, "İnsanlar nerede?" diye söze başladı. "Çölde insan çok yalnız hissediyor kendini..."
 "İnsanların arasında da yalnızdır insan," dedi yılan.

Küçük Prens, "İnsanlar nerede?" diye nazikçe sordu.
Çiçek bir kez bir kervanın geçtiğini görmüştü.
"İnsanlar mı?" dedi. "Sanırım onlardan altı ya da yedi tane var. Birkaç yıl önce görmüştüm. Ama nerede olduklarını kimse bilemez. Rüzgâr sürüklüyor onları. Kökleri yok, bu yüzden de yaşam onlar için güç."

*
+"Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Çok mutsuzum."
- "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben."
+"Evcil ne demek?"
-"Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor."
 +"Bağlar kurmak mı?"
 Tilki, "Yani," dedi, "örneğin sen benim için hâlâ yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim için gerekli de değilsin. Senin için de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan
herhangi bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen, birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz benzersiz olurum..."
(...) "İnsan ancak evcilleştirirse anlar." dedi tilki. "İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkânlardan her istediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk satılan bir dükkân olmadığı için dostlarıyok artık. Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir."

Küçük prens gidip güllere baktı. 
"Siz benim gülüme benzemiyorsunuz," dedi. "Hatta hiçbir şeysiniz şu anda. Çünkü ne bir kimse sizi evcilleştirdi, ne de siz bir kimseyi. İlk gördüğüm zamanki tilkim gibisiniz. O zaman yüz bin başka tilkiden herhangi biriydi. Ama şimdi dostum oldu ve benim için eşi benzeri yok."
Güller çok utanmışlardı.
 "Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük
prens. "İnsan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçen biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim için yüzlercenizden daha önemli; çünkü suladığım, cam bir fanusun altına koyduğum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek
o. Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü yakındığı, ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o benim çiçeğim."

* "İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez." Dedi tilki.

*  "Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."

*  "Yalnızca çocuklar neyin peşinde olduklarını biliyorlar," dedi küçük prens.

* "Doğru," dedim küçük prense. "Ev, yıldızlar, çöl... Onları güzel yapan gözle görülmeyen bir şeyler!"

* "Şu anda gördüğüm yalnızca bir kabuk. Asıl önemli olan ise gözle görülmüyor..."

"İşte bu suya susadım," dedi küçük prens. "İçmek istiyorum, biraz verir misin bana?"
 Ne istediğini anlamıştım. Kovayı dudaklarına eğdim. İçerken gözlerini kapamıştı. Tatlı bir şölendi buSıradan bir susuzluk gidermek olmadığı kesindi. Yıldızların altındaki yolculuğun, çıkrığın sesinin ve kollarımdaki yorgunluğun da payı vardı bu tatlılıkta. Yüreğe iyi gelen bir yanı vardı, armağan gibi. Çocukluğumdaki Noel ağacı gibi, hep birlikte söylediğimiz yeni yıl şarkıları, gülen yüzlerin yumuşaklığı da aldığım armağanları böyle ısıtırdı.

* "Yaşadığın yerdeki insanlar," dedi küçük prens, "bir bahçede beş bin gül
yetiştiriyorlar, ama asıl aradıklarını bulamıyorlar yine de."
 "Bulamıyorlar," diye yanıtladım.
 "Ve aradıklarını tek bir gülde, ya da birazcık suda bulabilirler."

*  "Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir) beni tanımış olmak hep seni mutlu edecek, dostum olarak kalacaksın. Benimle gülmek isteyeceksin. Bunun için de arada bir pencereni açacaksın... Dostların gökyüzüne bakıp bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar! Onlara 'Yıldızlar hep güldürür beni!' diyeceksin. Deli olduğunu düşünecekler. Sana nasıl bir oyun oynadığımı görüyorsun..."

*Ben üzgündüm, ama onlara, "Yorgunum," dedim.


*Ve geceleri yıldızları dinlemeyi çok seviyorum. Sanki beş yüz milyon çan gibiler.

Ayşe Ünsal
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba