Şeker Portakalı | Okuma Notları
Ayşe Ünsal

Şeker Portakalı | Okuma Notları

Bu içerik 2244 kez okundu.
- Totoca, çocuklar emekli midirler?
+ Ne?
- Edmundo Dayı hiçbir iş yapmıyor ama para alıyor. Yani çalışmıyor ama belediye ona her ay para, ödüyor.
+ Bunda şaşılacak ne var?
- Çocuklar da bir şey yapmıyorlar; yemek yiyorlar, uyuyorlar, sonra da analarıyla babalarından para alıyorlar.
+ Emeklilik başka şey, Zeze. İnsan çok çalıştığı, saçları bembeyaz olduğu, artık Edmundo Dayı gibi ağır ağır yürüdüğü zaman emekli olur.
 
 
***
- Güzel bir köşe var. Yiyecek bir şeyler götürürüz. En çok ne istersin?
+ Seni Portuga.
-Ben salamdan, yumurtadan, muzdan söz ediyorum...
Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik...
 
+ "Çocukların yatma saati geldi," dedi.
Böyle söylerken yüzüme bakıyor, ama bu gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu. Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler...
***
Yeni ev, yeni bir hayat ve basit umutlar, basit umutlar... Yaşadığımız sıcak gün gibi keyifliyim..
***
... bana baktı ve yeryüzünün geri kalan bölümündeki bütün eksiklerin yerini dolduran bir iyilikle gülümsedi..
***
 
- Daha çok anlat.
+ Hoşuna gidiyor mu?
- Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
+ Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?
- Gider gibi yaparız.
 
***
‎- Önemi yok onu öldüreceğim!
+ Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?
- Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.
 
*****
Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
***
 
Liseye başladığım günlerdi. Okuduğum ilk kitap Richard Bach’a ait Martı Jonathan Livingston adlı öykü idi. ArdındanŞeker Portakalı’nın sayfalarını çevirmeye başlamıştım. Kitabın kime ait olduğunu hatırlamıyorum şu anda. Yatılı okullarda elden ele dolaşan yüzlerce kitap vardır. Onlardan biriydi muhtemelen.
Beni kitap okumaya iten bir güç olmuştu Şeker Portakalı. Yer yer kendi çocukluğumdan ayrıntılar bulduğum bir kitaptı bu ve olabildiğince kendime benzetmeye çalıştığım bir kahramandı Zeze.
Aradan geçen on yıl boyunca birkaç bin kitap okumuş olmalıyım. Ancak, ‘kitap’ denildiğinde her insanın zihninde beliren bir resim vardır, muhtemelen ilk okunan ve en çok sevilen kitaptır o resimdeki ve Şeker Portakalı da benim zihnimdeki kitap resmine sahip olan eserdi. Bu yüzden bugüne dek aklımda yer etti. Ve on yıl sonra yeniden elime aldım Şeker Portakalı’nıZeze, çocukluğumda tanıştığım bir arkadaş gibiydi. Unutmuştum hayatına dair birçok şeyi. Yeniden okudum ama bu kez yazarın da farkında olarak… Bu yüzden diyaloglardaki güzelliği fark edebildim.
Herkes çocukluğunu yazmayı denemeli hayatının herhangi bir bölümünde.
Misketleri, topaçları, ağaç dallarından yapılan sapanları, kanayan dizleri, ilk bisikleti, anne tokadını, çırak olarak girilen ilk dükkanı, alınan ilk harçlığı, kazanılan ilk parayı, hep komşunun bahçesine kaçan topları, okul önlüğünü, ramazanları, ilk oruçları, bayram sabahlarını...
Platonik aşkları…
İnsan en çok kendisiyle dost olmalı.
 
Şeker Portakalı, José Mauro de Vasconcelos, Çev. Aydın Emeç, Can Yayınları, sf. 159

Cihat Albayrak - Ayşe Ünsal
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba