Başucumda Müzik / Kürşat Başar - Okuma Notları
Ayşe Ünsal

Başucumda Müzik / Kürşat Başar - Okuma Notları

Bu içerik 1814 kez okundu.
Başucumda Müzik, 50’li 60’lı yıllarda yaşanan gerçek bir aşk hikâyesinin, o zamanların politik süzgecinden geçirilerek oluşturulan anlatımıyla buluşturuyor sizi. Kendinden yaşça epey büyük olan evli bir adama âşık olan kadının hikâyesi olduğu kadar, hayatını onsuz eksik yaşadığını anlayan bir beyefendinin de hikâyesidir bu. Menderes hükümetinin bakanlarından biri olan başkarakterin yanı sıra olayda geçen diğer karakterler de gerçek hayatla bağıntılı olarak kurgulanmıştır.
Hepsi gerçek, ama aynı zamanda hepsi yalan. Çünkü ben yazdım” diyor Kürşat Başar.
Başucumda müzik olmadan uyuyamam,” diye başlayan kitaptan tuttuğum okuma notlarıyla baş başa bırakıyorum sizi…
*Hatırlamak yorucudur. Ama başarabilirseniz, hiç unutmazsınız, kaybettiklerinizi, resimleri, ayrıntıları, yüzleri, kokuları, sesleri hep yanınızda taşırsanız, artık onları hatırlamanız gerekmez, onlar hep sizinle kalır. Birer anı, kaybolup gitmiş hayatınızın silik, yıpranmış parçaları, yeniden yaşanıp değiştirilmesi mümkün olmaya soluk fotoğraflar değil, hep şimdiki zaman gibi sizinle beraber gelen hayatın ta kendisi olur. Ve bazı şeyler unutulmaz. Yanınızdayken bile özlediğiniz, yanınızdayken bile hatırladığınız biri gibi...
*Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın.
*”Peki, siz nasıl romanları seversiniz?” diye sordum.
Biraz düşündü, “Bilmem, galiba en çok tavan arası gibi olanları…” dedi.
Tavan arası mı?”
Evet, darmadağınık, bir sürü eşyayla dolu, sihirli bir tavan arası gibi,” dedi, “okurken kendinizi orada kaybeder, bütün o eşyanın içinden kendinize göre bi’şeyler bulursunuz ama sonunda bütün bu karışıklığın, dağınıklığın aslında bir bütün olduğunu anlarsınız.”
Sigarasından bir nefes aldı, “Zaten hayatımız da böyle değil midir?”
*Pakette iki yelpaze vardı. (...) Bir de küçük bir kâğıda yazılmış not. 
Bilir misiniz, eskiden hanımlar her yere yelpazeyle giderlermiş. Eğer sağ elinizde yüzünüzü kapatacak şekilde tutarsanız, bu, ‘peşimden gel’ demekmiş. Eğer aynı şeyi sol elinizde tutarak yaparsanız, ‘peşimi bırak’… Eğer göğsünüzün üzerinde genişçe açarsanız, ‘âşığım’ demek… Güle güle kullanın…”
*“Kim bilir,” demişti, “belki de dünyayı gerçekten de fazla yaşanmaya değer bir yer olarak görmüyoruz. Yoksa binlerce yıldır her şeyimizi başkalarını yok edecek silahlar bulmaya mı harcardık?”
*“Evet, anladım ki diyor, bütün dünya senin gözlerinden daha küçük.”
*Ay ışığında sulara yansıyan kent, içimdeki o coşkulu masal duygusunu körükledi. Sanki çocukluğuma dönmüştüm de, ne görsem içim titriyordu…
Sanki bütün o kiliseler, bütün o saraylar, o eski büyük evler, kuleler, köprüler, bütün bir kent akşam tembelliğiyle kendisini suya bırakmış yüzüyordu…
* Hayat hiç beklenmedik bir anda biten bir şey. İçinizden gelen neyse onu yapın… Fazla düşünmeye zaman yok…
*Bu kırık dökük ahşap evleri, birbirine yaslanmış, sanki eski bir komşuluğun hatırına birbirinin omzuna başını koymuş, ancak böylece bunca yıldan sonra hala ayakta kalabilen bu evleri gördüğüm zaman ülkeme geldiğimi anlıyorum.
Evleri de insanları gibi hep birbirine yaslanarak ayakta duran bir ülke…
*Onlar gidiyor ve biz soğuyoruz…
*Ve bir mektup aşkın yoğunluğuna şahitlik eden…
Benim ışığım, sabahlarım, Boğaziçi’m, sevdiğim,
Bilmem bu mektup sana ulaşacak mı? Keşke bir telefonla konuşabilsek de sana, beni merak etme diyebilseydim. Bütün bir hayat elimden alınsa bile senin hayalin burada yanı başımda. Ne olursa olsun onu benden kimse alamaz. Senin orada beni düşündüğünü buradan hissedebiliyorum. Ama unutma ki sen uykusuz kalırsan ben de uyumuyorum, sen ağlarsan bende ağlıyorum. Sonra demezler mi koskoca adam utanmıyor diye… Sabahları spora başladım. Bol bol kitap okuyorum. Yemeğimiz güzel. Beni gördüğün zaman tığ gibi delikanlı olacağım. Tarih böyle yazılmış. Herhalde gerçek bir gün ortaya çıkar, her şey doğru yerini bulur. Sen sakın benim için üzülme, ben burada iyiyim. O güzel yanaklarını sıkar, gözlerinden öperim…”

*“ Beni neden sevdiğini bilmiyorsun, öyle mi?” dedim.
Hayır, bilmiyorum,” dedi, “çünkü çok düşündüm. Bunu sözlerle anlatamıyorum… Onun için sahici…”
Sonra beni tutup kendisine döndürdü. Gözlerimin içine bakarak devam etti: “Birini sevmen için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu sahiden seviyorsun demektir…”
*Korktum. Bana benzeyen ama tanımadığım bu kadınla ne yapacağımı uzun süre bilemedim. Kavgaya tutuştum önce. Herkesten gizlemeye çalıştım, kendimden bile… Meğer insan kendisini hiç tanımadan yıllar yılı yaşayabilirmiş. Hatta belki de bütün bir ömür boyunca kendisini bir başkası sanabilirmiş…
*Hepimiz, fırtınaların içinde korku ve heyecanla yolculuk etmeyi severiz ama eğer sonunda bir limana sığınabileceğimizi biliyorsak…
*İnsanların bir gün büyüyüp düşlerini unuttukları ve artık onları çocuklara ait şeyler sandığı bir dünya hiç de yaşanmaya değer değil.
Onun için bunca yıkımla dolu ya zaten!

[Kürşat Başar | Başucumda Müzik ] Everest Yayınları,2006, 436 sf.
 
Ayşe Ünsal
Sen de yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
Candan Erçetin Okuduğu Kitapları Listeledi
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba
2018’e Anatolian Sopranos İle Görkemli Merhaba