D. Mehmet Doğan: Neyin tiryakisi olduk?

D. Mehmet Doğan: Neyin tiryakisi olduk?

D. Mehmet Doğan'ın bugünkü yazısı: "Neyin tiryakisi olduk?"

DİĞER - 2019-03-20 10:30:35 Bu içerik 258 kez okundu.

Evet, son yıllarda adeta kibrin tiryakisi olduk! Tekebbür birçoklarının libası olmaktan çıktı, deri haline geldi. Elbise çıkarılır atılır, ya deriyi ne yapacaksınız?

Bahsi geçen yazıda Ankara'da hüküm süren bir başkandan söz ediliyordu. Adını yazmadım, bilen bilir; bilmeyen isterse öğrenir diye. Ne de olsa bu dönem şehrin başka bir yerinden aday. Eğer bir başkan üç dönem alt bir belediyede başarılı olmuşsa, ne olur? Tabii olarak büyükşehir adayı olur.

Neden olmadı? Olamadı veya yapılmadı?

Belki de bu yazacaklarım bu sorunun cevabını vermeye yardımcı olacaktır.

Başta belirtelim: Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok tereddüt yaşadım. Fakat hakikati uzun süre gizlemenin ne anlamı var? Arkasından konuşuyor olmamak için yazmak mecburiyetinde kaldım.

Ankara nüfusu beş milyona dayanmış bir şehir, sınırları geniş. Seçim döneminde nereye gidersek gidelim, bıyıklı bir şahsın resmi karşıma çıkıyor. "Estağfurullah" çekiyorum; O'nu bıyıklı da mı görecektik?

Resimlerini görüyor da aldırmıyordum. Sonunda evimin kapısına dayandı. Evde olmadığımız bir sırada kapımıza onun resmini havi bir torba takıştırılmış. İçinde TYB'nin bir yıllık yayın bütçesini ferah ferah tüketecek miktarda basılı malzeme. Lüks, renkli resimli propaganda risaleleri, kitapçıkları vs.

Geçen seçimlerde kafam rahattı, bu seçimde değil. Çünkü artık onun seçmeniyim! Karar vermek zorundayım.

Bu sebeple bu propaganda malzemelerini gözden geçirmeye karar verdim. Belki kibir libasını çıkarıp tevazu elbisesini giymiştir diye! Ne gezer. Uzun uzun bütün basılı malzemelerden söz etmeyeceğim. "Sanat medeniyet inşasıdır" broşürünün muhtevası ile ilgili birkaç noktaya temas etmekle yetineceğim.

Mevzu şahsımı da ilgilendiriyor, fakat esas olarak ülkemizin 40. Yılını geride bırakmış, yurt içinde ve yurt içinde yazarlarımızın temsilcisi olarak kabul görmüş, kamu yararına çalıştığı resmen tescil edilmiş Türkiye Yazarlar Birliği'ni ilgilendiren hususlar var.

TYB 41 yaşında, 41 yıldır ilgisini eksik etmediği, gelenekleştirdiği bazı konular var. Bunlardan biri İstiklâl Marşı ve onun şairi Mehmed Âkif Ersoy. Mezkur başkan daha orta mektep talebesi iken, biz Taceddin Dergâhı'nda idik. Bu güya "müze ev"in harab durumunu gündeme getirmeye başladık. Bir müddet sonra kamuoyu baskısıyla İstiklâl Marşı'nın yazıldığı ev Kültür Bakanlığı tarafından onarıldı. Sonra Diyanet Vakfı tarihi ehemmiyeti olan bu mütevazı yapıyı elden geçirdi. Son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf eser olan yapıyı tahsis ettiği üniversiteden aldı ve sürekli açık tutmak için köklü bir onarımdan geçirdi. Bütün bu safhalarda TYB ilgili kurumlarla işbirliği içinde idi.

Bir ara bölgenin belediye başkanı bu yapıyı belediyeye tahsis ettirmeye çalıştı. Üniversite ilgilenemediği için bize de makul geldi, yardımcı olmaya çalıştık. Fakat Vakıflar kendisi üstlenerek meseleyi halletti.

Üniversite bu iki katlı küçücük kerpiç Ankara evinin etrafını 10-12 katlı beton yapılarla çevirmeye kalkıştı. Bunun için her türlü zeminde mücadele ettik. Bir tanesi hariç bu yapıların yıkılmasını sağladık. Hatta bu inşaatları yaptırmaya başlayan eski rektör yargılandı ve cezaya çarptırıldı. Yaş haddinden hapse girmekten kurtuldu.

O sakil binaların yıkılması yanında, çevrenin gecekondulardan temizlenerek İstiklâl Marşı Bahçesi (Parkı) yapılması için ve çevredeki evlerin onarılarak kültür ve sanat kurumlarına tahsisi için proje hazırladık, mücadele ittik. Sonunda iş bu başkana geldi o da doğru yanlış bu işleri yaptı. Kibri bu işin baştan sona kadar kendisine ait olduğu hissine kapılmasına yol açtı. Türkiye Yazarlar Birliği'ne değil yer tahsis etmek, bir küçük ibare ile hakkını teslim etmekten bile imtina etti.

Hakkını yemeyelim, başkan Mehmed Âkif'le ilgili bir şey yaptı: Karacabey Hamamı'nın karşısını heykelini dikti! Yani koca şaire bunu da yaptı. Şimdi Mehmed Âkif bir elini kaldırmış diğer elindeki kâğıttaki şiiri hamamdan çıkanlara okuyor!

Bu işler ciddi ufuk gerektiriyor. (O olsa vizyon der) Bu arada başkan bizimle ve bu konuyla ilgilenebileceklerle alâkayı kestiği için kör topal bazı şeyler yapılabildi. Tahsislerde nelerin döndüğünü, bazı yapıların bazı ismi cismi bilinmez kuruluşlara neden verildiğini bilemiyoruz. Fakat Türkiye Yazarlar Birliği'ne konunu sahibi olarak gereken ilginin gösterilmediğini biz biliyoruz, herkes de sebebini soruyor.

Başkanın broşüründen okuyoruz: "Restore edilen ve ziyarete açılan Mehmed Âkif Ersoy müzesi ve Taceddin Dergâhı...hamamönünde ziyaretçilerini ağırlıyor."

Bu cümleden ne anlaşılır? Taceddin Dergâhı'nı başkan restore etti!

Yok böyle bir şey!

Türkiye'nin ilk edebiyat müzesi de Hamamönü'nde açılmış. Bu yalanın neresini düzeltelim? Türkiye'nin ilk edebiyat müzesi, İstanbul'da Divan Edebiyatı müzesidir, belki de açılalı yarım asır oldu. Ankara'da açılan Mehmed Âkif Müze Kütüphanesi'dir. Müze Kütüphane'yi açan da zat-ı mütekebbirleri değil, Kültür Bakanlığı'dır.

Broşürde bir "sanat sokağı"dır gidiyor. Sanat sokağı denilen yerler zenaat sokağı olarak nitelenebilir. Daha çok el işleri satılan ticari yerler olarak oluşturulmuştur. Sanatın Hamamönü'nde namı var kendi yoktur. Bir de "şairler ve yazarlar evi" varmış. Bugüne kadar hiçbir şair ve yazarın bilmediği bu yer demek ki gizli tutuluyor!

Asıl başkanın en büyük icraatını bu broşürde görmek isterdik.

"Ankara Mevlevihanesi" ilgi çekmez miydi? Takdir toplamaz mıydı?

Malûm Ankara'nın beş asırlık bir Mevlevihane'si vardı ve Mimar Sinan eseri Yeni Camiin avlusundaydı. Neden yıkıldı? O ayrı bir bahis. İhyası gerekmez mi? Gerekir elbette. İhya nasıl olur? Mekânı yerinde ayağa kaldırarak. Mevlevihane'nin Yeni Cami ile alâkası kesilmeden. Çünkü bu caminin isimlerinden biri de Mevlevihane camiidir.

Başkan kafasına göre bir bina yaptı, adını Mevlevihane koydu.

Mevlevihane ama semahanesi yok! Konuyla ilgili kurumların, kuruluşların haberi yok. Mesela TYB Ankara'da 18 yıl süren Mesnevi okuma programı uyguladı. Mesnevi ve Mevlâna üzerine çalışan ilim ve fikir adamlarını bir araya getirdi. Ayrıca Ankara'da bu konuyla ilgili dernek ve vakıflar var. Bunlardan habersiz iş yapmak ne anlama gelir?

Bu resmen ilişki bozukluğudur. Kibrin zirveye fırlamasıdır.

Peki, bu Mevlevihane'nin açılışına Rusya'dan semazen getirildiğini söylesem, ne buyurulur?

Başkan adayına sözümüz şu: Takdir eden takdir edilir! Bu hassanız noksansa, kimseden takdir beklemeyin. Kadir bilenin kadri bilinir. Zaten kadir bilmeyenin değeri olmaz!

TYB

 

Edebiyat Haberleri

20.03.2019

Sen de yorumla...
DİĞER HABERLER